Yürek Göçü

yürek göçü

Nasıl da inceden işleyen bir sızıdır, bu zulümlü gece.
Oysa daha dün, simsiyah bir gül görkemiydi yüzün.
Seher sabahını sırtlardı dağbaşı omuzların,
bakışların süzülürdü gözlerinin buğulu şafağından.
Ne de alazdı çiğ düşmüş dudaklarının açılışı.
Çatılan gövdelerimiz tutuşur, karanlığı yakardık.
Neylersem rakının dünkü tadı yok,mumlar dudağın kızılı yanmıyor.
Unutulmak en büyük kötülüktür. Hunharca öldürüyor adamı…
Ah! yıldızlar orada kaldı gözlerinde doğan yıldızlar…
Düşlerimin gök mavisi karardı.
Körüm kör, gel de senden kalanları gör…
Yapraklarını bile tutamayan, güz dalları ellerim…

Yağmurun sesi kırılır etimde, canımın yangını sönmez içimde,
acılardan geriye neyim kaldıysa, yüklendim gidiyorum…
Bir bilinmeyene…
Vurmuşum sokaklara, çırılçıplak sulara, alaz dilli rüzgarlara, karanlık kanlı uykulara…

Ellerim diyorum, Temmuzda üşürse böyle,
kalırsa karanlıkta bir başına, sarılırsa birbirine korkudan.. senin eserindir.
Zaman sakalını uzatıyor yüzümde kırlaşarak, iştahını etimde biliyor yalnızlık,
karanlık üstüme üstüme geliyor.
Yüreğimde göç sesleri, bir göç niye kabuk bağlamaz?.. Kanar ha kanar…
Ah gövdemde biriken yağmurlar ..
Vaktidir, serseri sular gibi yalınayak, sokaklara düşmenin vakti…

Serserinin biriyim, ne ölü ne diriyim, bir yara da sen yükle, öyle çekip gideyim…
Vurmuşum sokaklara, çırılçıplak sulara, alaz dilli rüzgarlara, karanlık kan uykulara…
Benden sana yar olmaz, acıdan diyar olmaz, yüreği göç verende, sevdalara yer kalmaz…