Yorgunum dostlarım


biraz özlettim galiba kendimi ama bütün sebebi taşınma telaşesi sessiz kalmamın. aslında memleketten gelmeden önceki gece bişeyler yazmak istiyordum fakat ertesi gün gidecekmişim gibi gelmedi hiç o gece.
bu bir hafta ise ev aramak, taşınmak ve yerleşmekle geçti. çok yordu, çok da yoğundu. şimdi nihayet herşeyi hallettik gibi. vee rahatladık sonunda. eski motivasyonumuza tam olarak kavuşamamış olsak da bu gece ilk ziyafetimizi de yaptık. yani hayat kaldığı yerden devam ediyor.
eski evimizi aradığımız günlerde; öğrenci iseniz ev bulmanın zor olduğunu, kız öğrencilerde bu zorluğun daha az olduğunu, ama genel olarak her ikisinin de sevilmediğini, ev fiyatlarının ailelere daha ucuzken öğrencilerde kaç kişi kalınacağına bağlı olarak katlamalı arttığını, emlakçısız ev bulmaya çalışmanın en çok ayakları yorduğunu, malı kıymetli adamların(titiz amcaların) evinin tutulmasının er-geç huzurunuzu bozacağını, her şehirde iki daireyi birleştiren kız ve erkek öğrenciler efsanesi olduğunu, 3 kişi rahat kalır denen evlerin 2+1 yada 1+1 olduğunu öğrenmiştim. Bu sene yeni evimize taşınırkense ev sahiplerinin iki yüzlülüğü yani ev tutulmadan önce ve evden taşınacağımızı duyduktan sonraki tavırları arasındaki farkı gördüm. ve kiracıların başka bir yere taşınmadan önceki yaptığı bütün çirkefliklerin hangi psikoloji içinde yapıldığını gayet net gördüm, hissettim.
Her ayrılıkta geride kalan kişiler mantıklı bir sebep duymak istiyorlar sanırım. Ve duymadıkça, yada anlamadıkça duyduklarını karşısındakini suçluyor-eziyor-tehtid ediyor. Ama hiçbir evsahibi de “mesleğinden dolayı ilgilenemediği karısının kiracılarına yavşadığını, ve bunun rahatsız edici bir sebep olduğunu, dile getirilmediği içinse aslında kızdığı o kişilere minnettar olması gerektiğini” fark etmiyor.
Ailemin memleketimde kendine ait bir evi olduğundan, hiçbir zaman kirada yaşamamış yada ev değiştirmemiz olmamızdan dolayı daha önce yaşamamış olduğum bi duygu yaşadım geçen hafta taşınırken. Resmen ayaklarım geri geri gitti ve çıkmak istemedim o binadan. Böceklerine, karanlık odalarına, yaramaz komşularına rağmen ilk kez bi bina ile duygusal bi bağım oldu sanki. Hatta ev arkadaşımın babasının “Oğlum iki yıl nasıl yaşadınız siz orda?” sorusuna bozulup “Amca biz çok şeyler yaşadık orda. gayet de iyi yaşadık. çok anılarımız oldu. bu yüzden senin gördüğünden daha fazlasını görüyoruz biz o binaya bakınca” dedim ve gerçekten de öyleydi. Bir taş yığınından ayrıldığında da üzülebiliyordu demek insan. En azından ben başardım.
Kapılara, balkonlara çıkıp bize veda eden komşularımıza ve biz hertarafımız terleyerek eşyaları taşırken tek derdi evdeki bütün eşyalarımızı alıp defolmamız olan ve ibne gibi sakız çiğneyerek bizi izleyen ev sahibimize ise son sözüm kinayeli bir “Umarım yeni kiracılarınız-komşularınız bizden iyi olur” oldu.
Bütün bu hengamenin ardından ise kollarımın ve bacaklarımın ağrısının geçtiği bugünden itibaren bütün arkadaşlarımı (şahane manzaralı) evime bekliyor, yeni anılar yaşamaya davet ediyorum.