Yorgun


Yorgunum,
yorgunuz,
yorgunlar..
durum bu. günlerimizin üzerine konulan etiket, yazılabilecek anlamlı ileti bu: “Yorgun-”
çoğumuzun hali bu. bitkiniz. öyle bitkin ki birbirimizi dinleyecek enerjimiz bile kalmamış. kahkaha atmaya korkar olmuşuz son kalan enerjimizi iktisatlı kullanmak için. geceyi günahlarımızı örtüyor, asık suratlarımızı gölgeliyor diye değil bizi yatağımızla başbaşa bırakıyor ve yorgunluğumuzu haklı kılıyor diye iple çeker olmuşuz. en kolay huzuru geceleri bulmuşuz çünkü hep.
bende bu anlattığım insan modelinin içindeyim birçok gün. onun için de açıklamak istiyorum bazı şeyleri. mesela “Ne tembel adamsın sen? bi insan 24 saat yorgun olur mu?” şeklindeki cümleler çok güldürüyor beni. çünkü bu öyle bişey değil. tembellik insanın içinde enerji olmasına rağmen kasıtlı olarak hiçbirşey yapmak istememesi bana göre. yorgunluk ise daha derinden gelen ve sebebi, kaçışı bilinemeyen birşey. sanki bir yarı-felç. çevremde bu tarzdaki tiplere bakıyorum, ya sanki yıllarca yaşamış gibiler yada yeni doğmuş bir bebeğin hamlığı üzerlerinde. dolayısıyla kolay tükeniyorlar gün icinde. aslında hepimiz kolay tükeniyoruz hayat içinde.
batağa merak sardığım bi dönem arkadaşımın birisi “Öğren, öğren cv ne yazarsın ileride” demişti. şimdi düşünüyorum da yorgun dimalar olarak o kadar boş şeylere harcamaktayız ki zamanımızı, etkinlik kelimesiyle hiç alakası yok hayatlarımızın. ama yorgun olan bilir etkinsizliğin verdiği mutluluğu. çölde su bulmuş gibi gelir ufak bi kafa dinleme fırsatı veren çay molaları bu kişilere.
ve eğer sizde “yorgun” sıfatını hak ediyorsanız sokakta gözlerinin altı çökmüş, kahkaha atmadan sadece kocaman gülümseyerek sevinen, sinirini kaşlarıyla-üzüntüsünü ise öne düşmüş başıyla gösteren birisini görürseniz hemen bilirsiniz o kişinin sıfatını. o bir kardeştir.