yanmışız sönmüşüz biz

yangin.jpg

Dün sevgili tolga ağabeymizi evlendirdik. Ve kız almaya kısmen uzak bir yere gittik. Benim daha önce hiç gitmediğim bir noktaya doğru. Ve bu yaklaşık bir buçuk saat süren yolculuğumuz sırasında bir şeyi fark ettim ki bu gerçek nedense çok canımı acıttı. Fark ettiğim şey dünyayı yok etmeye yetebilecek olan kudrete sahip ateşin gücüydü. Malum 21 ağustosta başlayan ve üç gün sürüp 700 hektar ormanımızı ve içindeki canlıları kül ettikten sonra güçlükle söndürülen daha doğrusu denize kadar dayandığı için mecburen sönmek zorunda kalan bu yangını duymayanınız yoktur. İşte ben bu yangın alanını seyrettim dün bütün yolculuk boyunca. Bunu yapmak için özel bir çaba sarfetmedim çünkü zaten kullandığımız yolun çevresindeki bütün ağaçlar yandığı için sadece önüme baksam bile epeyce geniş bir yangın manzarasıyla karşı karşıya kalıyordum. Her taraf siyaha, griye ve bunların tonlarına boyanmış gibiydi sanki. Bir de yanmakla yanmamak arasında kalmış. Alevlerin öfkesinden yeterince payını almış artık yaşaması imkansız ağaçlar vardı. Bunlar tamamen yanmamış, kül olmamışlardı. Ve acaip turuncu bir renge sahiptiler. Normalde yeşille en çok yakıştırdığım renklerden birisi turuncudur. Yaşil – turuncu ikilisi bana çok sempatik, çok tatlı gelirdi fakat gördüğüm orman tablosunun hiç tatlı bir yanı yoktu. Sonra yanan zeytinlikler gördüm. Kim bilir hangi ailenin geçim kaynağıydılar, kim bilir hangi uğraşlar verilerek bu güne gelmişlerdi. Yine yolumuzun kenarında bir mezarlık dikkatimi çekti tam bunlar düşünürken. Tamamen kül olmuş sadece yaşlı ağaçların siyaha boyalı gövdeleri ve bunlarla tam bir tezat oluşturan bembeyaz mezar taşları vardı arazinin üzerinde. Bu gerçekten bir felaketti. Bütün yaşananlar. Tam ben etrafımdaki siyah ve boş alana dalmışken dolmuş şöförünün açıklamaları geldi kulağıma. Adam 15 yıl önce gene buraların nasıl yandığını, kendilerinin ağaçlandırmak için ne kadar çalıştıklarına fakat tarihin gene tekerrür ettiğini anlatıyordu. Gördüklerimden ve duyduklarımdan rahatsız bir şekilde vazgeçtim etrafıma bakınmaktan ve kendimi radyodan gelen gayet arabesk bir parçaya bıraktım: 21 ağustos gecesi ufuktan gelen ve güneşin batışını andıran kızıllığın anlamı buydu. Çevremizdeki dağların kaç yıl sonra kalkacağı bilinmeyen bir siyah örtüye bürünmesi. Ve belki de tam yeşerdiği anda tekrar yanması.
Tolga abinin düğününden bir kare
(arkadaşlarına yumurta pişiriken – bizde adettendir)

Not: Fotolar CNN’den