tertemiz sayfalar


Nasıl başlarsa öyle gitmiyor işte dostum. 2010 yılı yine ispatı oldu bu durumun. Malesef mi demeliyim, yoksa iyi ki deyip sevinmelimiyim karar veremiyorum. “iyisiyle – kötüsüyle” diye tanımlanabilecek bi yıldı işte. rengarenk değil belki ama siyahla beyazın her tonunu ustalıkla gösterdi bize. hala gökyüzümüzün aydınlık olduğu günler vardı. karanlıklar henüz akıllarda bile yoktu. nereden nerelere diyeceğim bu seneyi düşününce hep. hani çok hızlı giderken virajda savrulursunuz. yavaşş yavaş, herşeyi farkedersiniz ama fizik kuralları dinlemez sizi. siz direksiyonu ne kadar ısrarla çevirseniz de savrulursunuz yolunuzdan uzaklara. çok mutlu giderken de öyle olur bazen. hızlı, mutlu fark etmez. herşeyi anladığınız o kısacık zaman diliminde sadece hayatınız gözünüzün önünden geçer. değiştirmeye gücünüz yetmeyecektir ya son bi bakarsınız yanınızdaki güleç yüze. huzur içinde…

başlangıç:
petrol rengi bir kazak hatırlıyorum ve dokunduğumda parmak uçlarımda bıraktığı hissiyatı… havayla alakası olmayan bi sıcaklık bir de. gözlerine bakınca mı oluyor sadece bilemiyorum. karnımdaki burkulma kusarsam geçer mi diye düşünmekten kendimi alamıyorum. belki bu duyguyu yaşamanı sağlayabilseydim inanırdın içimdekilere. bir hayalse bile benim içimdekiler aynı hayale inanmak mutluluk değil mi? hiçbir rakı sarhoş edemiyor. sana sarıldığım anlar ağzımdan kelimeler olması gerektiği sırasıyla dökülemiyor. herşeyi tersyüz edebildiğini hafife alıyorsun hep.
sonu:
bu son anlamlı bir sonuç değil. eksik olarak nitelendirilemeyecek kadar eksik. kanatlarım senmişsin. bugünlerde rüzgarım var ama sadece saçlarımı dalgalandırıyor. bir zamanlar koşulsuz sevdiğin saçlarımı. gökyüzüne küstüm. alıp başımı gidersem bile yürüyerek olur bundan sonra. yarım deyişim bu yıla, yarısının boş oluğu içindir. benim de yarım boş. yoksa sen misin eksik yarım. çeyreğini bile dolduramadığım koca yarım. sen gidince kelimeler de gitti ama. güzel şarkıların en güzel notaları gitti. yine ağlarım ama bir daha dinleyemeyeceğim o şarkılar için ağlarım. sahi sen benim gözyaşlarımı görmüşmüydün? yoksa sen benim ilk aldığım gülmüydün? bu ne kadar çok sessizlik? ben doğru yazdım ama sen okurken sensizlik diye okuyabilirsin. ne mutlu diyorum bize. ne mutlu ki uzak olabilmişiz sonunda. ne mutlu ki ben susarken, sen en keskin kelimelerini kullanmaktan çekinmemişsin hiç. hala gördüğüm her resminde yüzlerce ustura yarasıyla sızlayan bedenimi asla kabuk bağlamaya bırakmamışsın. ve sonrası; o en son. şairin yukarıda resmetmeye çalıştığı son zamanlar işte. o resme bakınca senin sesinden başka bir şairin sözleri dilleniyor. diyor ki:

Beni yüzüstü gömün, çünkü yeterince gördüm!

İşte mükemmeliyet diye bişey varsa budur sevgili. benim kalbime tercüman olan senin tat yoksunu dilin. Bak kapatmışım kan çanağı gözlerimi. kesinlikle beni de yüzüstü gömün…

Bitirirken soruyorum şimdi sana:
Bir yılın iki ucundan daha fazla uzak olabilir mi iki insan birbirine?

Dipnot: Bu yılın şarkısını hepimiz için iyi bir dilek niteliği taşısın diye İlkay Akkaya’dan Güneşin Olsun olarak belirliyorum. Hiçkimse karanlıkta kalmasın. Herkesin bir parça güneşi olsun.