sustular

Biliyormusun? dün gece kahkahalarınla dolan sokak bugun sessiz. herşey, herkes susmuş. sanki elektrikler kesilmeden önce aklında kalan son imgeyi kaybetmemek için soluk almayı unutan birisi gibi herkes şuursuz bir sessizlik içinde. böyle olacağını öngörmüş olmama rağmen yapmam gerekenden daha bir fazla saygı duyup katılıyorum onların sessizliğine bende. zaten dememişmiydin giderken “Önemli olan yaşananlar, sözler çok önemli değil. Sessizce -hem de hiç konuşmadan- yaşasakta zevk alabiliriz hayattan.” diye. işte herkes senin bahsettiğin gibi yaşıyor bugun burda. konuşmadan ve sözsüzce…
yolda yürürken bir kağıt parçası üzerine karakalemle çizilmiş bir siluet görüyorum. bu da sensin. sanki üzerinde hiç et olmayan sadece kemikten ibaret olan bir çene. ve tanrının insan oğluna bahşedebileceği en güzel gıdı :) fakat resmi çizenin bile bu kişinin gerçek olabileceğine inanası gelmiyor. zaten bu yüzden kendini düşlerin ressamı olarak adlandırıyor o büyük yetenek. herkes düşündüklerinin bir hayalin ürünü olduğunu düşünüyor fakat o benim gerçeğim. ve o güzelliğe en yakın olma şansını bulan kalbim gördüğünün parlaklığı sonrasında kör olarak geziyor bugünlerde.
bir erkek – bir kız geliyor şimdi karşıdan. kızın her halinden özellikle de gözlerinden rahatça okunabiliyor aşık olduğu. fakat yanındaki elini tutan çocukla hiç ilgilenmeyişinden ve sürekli uzaklara bakmasından dolayı kararsızlığa düşüyorum bu prensesin kime aşık olduğu konusunda. sanki uzaklardadır onun kalbinin kapısının anahtarını elinde tutan kişi. ve yanındaki çocukta o anahtarı taşıyan kişiye sadece prensesin yardımıyla gidebileceğini biliyor ve o anahtara ve kalbe sahip olacağı günlerin hayaliyle sürdürmeye çabalıyor mutsuz bir ilişkiyi.
ne yazık bilmiyordur ki o garip “prensesler kendilerini sevmeyenleri sever“. . .