Son Zamanlarda – Kısa Kısa


Yine yoğun bir -hatta bir buçuk- ayı geride bıraktıktan sonra nihayet bloguma dönüp bişeyler yazma fırsatı bulabildim. en son 10 ocakta bi yazı yazmış olsam da yeni yılda günlük tadında hiçbirşey yazmamışım. Bunun herzamanki gibi motivasyon eksiliği ile de alakası olmasına rağmen bu sefer daha farklı bir sebebi daha vardı. o da yoğunluk. Gerçekten 2009a çok yoğun başladık. Ve bir koşuşturmaca ile ilk bir buçuk ayını bitirdik bile. Bu yazımda şöyle bi özet geçmek istiyorum geçen bir ayı.

  • Ne düş kurulan ne de sakin bir yılbaşı ile girdim 2009a. belki geçen yılbaşılardan sonra yazmışımdır şimdi geri dönüp bakmak zor geldi ama benim yeni yıllarda düş sokağı sakinleri dinleme gibi bir alışkanlığım vardı bikaç senedir. Açıyordum bu güzel insanları, herkes hoplayıp zıplarken ve eski yılı uğurlayıp yeni yılı karşılarken benim kulakarımda düş sokağı sakinlerinin melodileri oluyordu. Her sene için bir şarkı seçiyordum o sene boyunca da sık sık dinliyordum o şarkıyı. lakin bu sene öyle olmadı. Düş sokağı sakinlerini dinlemeden bir yıla girdim. Gecenin sonunda yaşanılan çorbacı felakatini saymazsak yeni yıl gecesi de çok güzeldi, kafam da çok güzeldi. ve böylece artık bir takıntımdan daha vazgeçiğimi söyleyebiliriz. Artık yeni yıl şarkısı yok.
  • Ölümler çıplak gelir. Bir yargıya varmak istiyorum. Bunun için de aralıktan ve şubattan da birer hafta alıp konuşuyorum. Bahsettiğim bu altı haftada beş tanıdığım kişiyi kaybettik. Daha önce mevsim değişikliklerinde -genellikle baharlarda- ölüm vakalarının artışının nedenini açıklayan bir teori duymuştum. Vücudun kan değişimi zamanlarında daha hassas oldugunu, daha çok zorlandıgını ve bunun yaşlılar için atlatılması zor bir zaman olduguyla ilgili bişeydi. Aynı zamanda mezarlığa birisi girdimi arkasında beş kişiyi daha götürür. toplam altı kişi ölmeden o halka tamamlanmaz gibi batıl bir innaçtan söz edildiğini de biliyorum. Tabi bunlar işin saçmalığı ama bence beş kişi fazla bir rakam. Kafamda ilk kez ölüm ayı olarak düşündüm ocak ayını bu sene.
  • Kazara adam bile ölür. tabi yaşadığım tek kötü olay bu ölümler değildi. çok sevdiğim, samimi arkadaşlarımdan beşi yine ocak ayı içinde ciddi bir kaza geçirdiler. duyunca inanamadım. arabayı gördüm şoke oldum. her an herşey olabilir, başımıza herşey gelebilir psikolojisine kapıldım. “daha dün gördüm ben onları” “ama nasıl olur ya?” gibi sözler sarfettim. şu anda yürüme konusunda hala ciddi bir problemi olan arkadaşımızı ve hurda haline gelmiş mercedesi düşündükçe ehliyetimi kullanmakta tereddüt ediyorum.
  • Ohh Be! son zamanlarda bütün arkadaşlarımın aveaya geçmesinin ardından bende hep bir avea hat almayı düşünüyordum. ama ne zaman ben hat alcam bana seçebileceğim numaraları gösterin desem bana gösterilen numaraların hiçbirisini beğenemiyordum. sanki kendim bile ezberleyemeyecekmişim gibi geliyordu o numaraları. Ama numara taşınılabilirliği sayesinde çok büyük bir sıkıntıdan kurtuldum. Çok sevdiğim turkcell numaramla birlikte gittim bir avea bayisine ve “535liyim ama avealıyım” diyorum artık herkese. Tabi daha tam olarak bi kıyaslama yapamadım iki operatör arasında -hala bedava konuşma sürelerim var- fakat son zamanlarda iyice pahalı olmaya başlayan turkcellden daha avantajlı olacağını düşünüyorum yeni operatörümün.
  • Karagünler de unutulur zamanla. bi yılın günlerinine baktığımda en sevmediğim gün 18 ocaktır benim. ömrümüzün en yalnız günü sanki. hatırlattıklarından olsa gerek. uğur kardeşimle bu günde bi yas tutma alışkanlığı kazanmıştık son üç senedir. bu sene onu da hatırlamadım. 19 ocak olan uğurun doğum gününü bile beraberce kutlayamadık. eski gelenekleri hiç yerine getiremedik bu sene. farklı başladı, sanırım farklı da bitecek. kaç lt. olmuştu ki acaba bu sene?
  • hayatımız koca bir sınav. asıl konu budur aslında. ocak ayımı tabiri caiz ise piç eden en önemli etken sınavlardı. ikinci vize ve final olmak üzere üç hafta dolu dolu ders çalıştım, sınavlarla boğuştum. uykusuz geceler, zamansız uykular, stresli anlar, baş ağrısı, karın ağrısı.. hoşlanmadığım birsürü şey bitirdi beni. bir günde girilebilecek sınav rekorlarını kırdım belki, belki alınabilecek ders sayısı rekorunu kırdım.. bunlardan emin değilim ama kendi performansımı aştığımdan kesinlikle eminim. birinci ve ikinci sınıftan bu yana peşimi bırakmayan, bir türlü verme fırsatı bulamadıgım derslerimi çok iyi notlarla geçtim. muhtemel uzar gözüyle baktığım okulum belki uzar konuma geldi. hocalar sanki “mezun ol da git arkadaşım napcan uzatıpta” gibi konuştular sanki açıklanan her notumun ardından. ama hiç bu kadar ders çalışmamıştım ben, hiç bu kadar fazla bilgi olmamıştı girdiğim sınavlarda aklımda, ve çalışınca oluyormuş dedikleri gibi hiç bu kadar da yüksek notlarla ve eksiksiz geçememiştim derslerimi. bu bir ayı yaşamadım belki gönlümce fakat güzel bir transkript kazanacağım bu yaşamadığım ay sayesinde.
  • yine böyle yoğun bir dönem beni bekliyor. ve işler ciddileşmeden bu günlerde biraz bloguma ağırlık vermek istiyorum. artık eskisi gibi internet de zevk vermiyor ama yine de yazmak için kasıcam kendimi bu rahat günlerimi değerlendirip. herkese sevgiler.