Seyyah


Geçtiğimiz üç hafta boyunca yollardaydım. gönlümü bir güzel gezdirdim, ferahladım. Hani derler ya çok gezen mi, çok okuyan mı bilir diye; bu sorunun cevabını bilemem ama çok gezenin daha fazla eğlendiğine şahitlik edebilirim. zaten insanoğlunun bencil oldugunu hepimiz biliyoruz. bunu göz önünde bulundurdugumuzda da gezmenin, bilmekten daha fazla mutlu edeceği şüphesizdir.
Çünkü asıl eğlenceli olan kendin için bişeyler yapmak. Başkalarına yardımcı olarak mutlu olabilenlere ne mutlu ama kendi işime hiç yaramayacağını bilmeme rağmen “belki bunu kullanarak başkalarına faydalı olurum” düşüncesiyle beyhude çabalar içinde günlerimi tüketmek bana vicdan azabı çektiriyor. Bu yüzden tadına vararak gezdim geçtiğimiz haftalarda. Sadece kendim için anılar topladım. Çok fazla fotoğraf çekemedim ama zihnime yükledim yolculugumu.
Bi hocamın “Kilometrelerce süren yolculuklar bile bir adımla başlar” diye bir sözünü hatırlıyorum. Yani süreç uzun, yorucu olabilir ama en önemli aşama ilk adımı atabilmektir. Samimi olmak gerekirse bunu yapmakta hep zorlanmışımdır ben. En zor kısım evden dışarı çıkmak olmuştur hep benim için. Hep bahanelerle yarına ertelediğim asla hazır olamadıgım birçok şey de ayrıca bu yanımı onaylar niteliktedir.
Bu yüzden olsa gerek ki hiç istemeden binmiştim ayın yedisinde o otobüse. Ilk başta Ankara’ya gidiyordum. Seyahatimin öncelikli amacı ayın dokuzundaki Maliye Bakanlığının düzenlemekte olduğu gelir uzman yardımcılığı sınavına katılmaktı. Cuma sabahı ankaraya indim. ilk iş olarak kızılayın buz gibi soğuğunda kendime geldim. uykusuz bünyemi bir sıcak çikolata ile kandırdıktan sonra kuzenimle buluşup biraz eğlendik. gece yatağıma uzandıgımda bırak yarın sabah erkenden uyanmayı akşama anca kendime gelirim diyordum ama sabah saatim çalmadan kalkıp büyük sınav için hazırlandım. Sınavdan bahsetmek gerekirse çok güzel ve kolay bir sınavdı. işte bunları düşününce kazanamamış olmama çok kızıyorum. oysa ki adamlar tam olark da sorulması gereken şeyleri sormuşlardı. sınav esnasında kendime bişeyleri bildiğimi ve şüphe duymadan bir soruyu işaretlemenin ne güzel bir duygu olduğunu hissettirmişlerdi. ama olmadı. 68 puan alıp başarısız oldum. dört soru eksiğim vardı :=) aslında sınavın hemen aynı günün gecesinde açıklanmış olması da beni çok şaşırtan bir detaydı. galiba artık teknoloji denen şeyi kullanmaya başlamışız.
Sınavdan sonraki üç dört gün daha ankaradaydım. Üniversiteden ve liseden eski arkadaşlarımla görüştüm. Güzel muhabbetler alkollü geceler yaşadık. arkadaşlıkların özen gösterildiği taktirde o kadar da kolay eskimediğini. ve sevdiğin insanlarla beraber ya da onlar için bişeyler yapmanın her zaman güzel oldugunu tekrar düşündüm.
Ankarada yapmak istediğim bütün planları gerçekleştiremeden zonguldağa geçtim. çünkü eksik olmak o kadar da kötü birşey değil bazen. eğer tamamlanmamış yarım kalan işleriniz varsa hayatta, plan yapan bir insan olabiliyorsunuz. geleceğe dair yapılacaklar listenizde hep bir iki satır oluyor. bu da güzel. ben de aynen böyle düşünerek zonguldağa geçtim. geçen sene yaz başı gittiğim yerler bu sene daha bi kış havasındaydı. biraz daha durgun ve ıssızdı. bazen yoğun sisliydi. ama herşeye rağmen ben yine eğlendim. ve karadenizin köylerinin de en az bizimkiler kadar, hatta belki daha güzel oldugunu düşündüm. Nedendir bilinmez kendi ailemize hep sert davranırız ya hani. acımasız eleştirir, sevdiğimizi kolay söyleyemez, açık yüreklilikle konuşmaktan kaçınırız ya.. bu yüzden hep başkalarının aileleri bize daha güzel gelir ya. Ben de bu durumun etkisinde kalıp arkadaşım kajuya sık sık ailenin kıymetini bil gibisinden söylemlerde bulunup misafirperverliklerinden etkilenmeden edemediğimi belirttim. Ayrılık zilleri çaldığında bir elime küçük valizimi bir elime de torba dolusu cevizi alıp ordan da ayrıldım malesef.
Ankara üzerinden hızlı trenle eskişehire geçerken ömrümde bir ilki daha yaşadım. ilk kez yüksek hızlı trene bindim ve 253 km yi gördüm. Gözümde büyüttüğüm kadar hızlı değilmiş aslında. Yada yalıtım çok başarılı yapılmış ki hissetmiyorsunuz bile o kadar hızlı gittiğinizi. Onu bunu bilemem ama bir muğlalı olarak trenle ulaşım şansımız olmadıgından çok ezik hissediyorum kendimizi. bence en ideal ulaşım tren olmalı. metro ve tramvayı da bu kefede tutuyorum.
üç şehirden hiç birisine haksızlık etmek istemiyor olsam da eskişehir sanırım biraz daha güzel geçti. tanıştığım insanları ve şehrin genel durumunu göz önünde bulundurunca birinciliği eskişehire verdim. tabi şehrin genel durumu dediğimiz şeyin içinde gece hayatının büyük bir yer tuttugunu da bahsetmeden geçemeyeceğim. iklim denen şey gökyüzündeki bulutlarla ve güneşle falan alakalı olsa da, bence yeryüzündeki insanların tutumlarıyla da alakalı. gülümseyen suratları, ateşli kızları, yardımsever-misafirperver halkı görmek insanda sıcak bir iklim algısı yaratıyor. işte bu sebepten dolayı büyük çogunlugunu öğrencilerin oluşturdugu eskişehir sokaklarında çok fazla üşümedim ben. hatta deniz olmamasına rağmen bazen izmir kordonda yürüyormuş gibi deniz kokusu geldi burnuma. sonra birden patlak veren yagmur bu kokuları yıkayıp gitti tabi. köyümdeki gibi toprak kokusu duyarım diye bekledim, ama ayakkabımın içindeki ıslak çoraplarımın vıcık vıcık sesınden baska birşey duyamadım malesef.
Şu gerçeğe inan dostum: Bir gün hayatına birisi girer, önemli şeyleri değiştirir gider. Kısa bi süredir onunla geçirdiğiniz. Ama bişeyleri değiştirir. Olumlu olur, olumsuz olur… Bu şansa kalmıştır. Hergün böyle insanlarla karşılaşabiliriz. Ama farkında olmak lazım durumun. Kapılarını açıp beklemek lazım. Arkanı dönmeyip, değişime hazır olmalı. Bu an geldiğinde, inadına gözlerinin içine bakmalı o kişinin.
Futbolu spordan saymıyorum dediğim günden beri sağlıksız bir yolda emin adımlarla ilerliyorum. Bir-iki halı saha maceram olsa da herhangi bir takım oyunuyla düzenli olarak ilgilenmişliğim yok. Yürüyüş ve koşu yapmayı seviyorum ama yalnızken onlar da pek sarmıyor. Gitgide daha çok rahatsız olmaya başladığım bu durumdan eskişehirde rastladıgım bi atletizm antrenörü ablamız sayesinde buna bi dur diyebildim. Artık ufak tefek şeyler de olsa kendi kendime çalışıp sağlığımı korumaya özen göstereceğim.
Eskişehir’de de liseden iki arkadaşımla karşılaştım. Birisinin up and down gibi eskişehirdeki populer büyük ve güzel bi mekana müdür oldugunu öğrendim. Kendisiyle çok fazla sohbet etme şansımız olmadı ama onun adına gerçekten çok sevindim.
Hayat işte bu. Kimi nereye savuracağı, karşımıza ne zaman hangi fırsatları çıkaracağı hiç belli olmuyor.

Sonuç olarak yola çıkışımdaki asıl amaç olan sınavda başarısız oldum belki ama neredeyse bir ay süren çok güzel bi tatil yaptım. Çok güzel insanlarla tanıştım. Kimilerinin yalnızlıklarına, kimilerinin neşelerine ortak oldum. Bazı çiftlerin anlaşmazlıklarında hakem oldum, bazılarına yara bandı… güzeldi.