şeffaf bir şemsiyem olsun istiyorum

bonubukuk.jpg
Bir haftadan beri hava oldukça yağışlı burada (aydın). Ben de bu yağmurun verdiği melankoliyle baş etmeye çalışıyorum. Tabi bu o kadar kolay olmuyo. Buna bi de içip, sarhoş olup kapımıza dayanan sarhoş arkadaşlarımızın hüzünü eklenince uykusuz gecelerin sonu gelmiyor. Kışı seviyorum ben. Yağmuru, hiç doğru-dürüst görmemiş olmama rağmen karı ve diğer kış elemanlarının hepsini seviyorum. Ama sokaklara baktığımda çok fazla yakınan insan görüyorum. Gözlerini devirip aksi aksi söyleniyor hepsi. “Hay ben bu yağmurun…” diye. Bize yağmur berekettir diye öğretmilerdi ilkokuldayken oysa. Hele küresel ısınma ile su sıkıntısı çektiğimiz bu günlerde bereketten daha öte bişey yağmur. Bunları düşünerek ben kızmıyorum yağmura. Yolları dereye döndürenin yoğun yağış değil. belediyenin kanalizasyon sistemlerinin yeterince etkin olamamasının bir suçu olarak görüyor, bütün suçu belediyeye atıyorum. Fakat herşeyden önemlisi -hatta bunu gözlemlemek bende takıntı haline geldi- insanların normalde olduğundan daha suçlu göründüğünü fark ettim yağmur yağarken. Sanki bu şehir günahlarından yıkanırken daha bi belirginleşiyordu insanların ayıpları. Bunu düşünmemin tek sebebi gördüğüm herkesin haddinden fazla başını önlerine eğmesi. Suçlu gibiler sanki. Bir ben başım dik yürüyorum sokaklarda. yoksa gariplik bendemi de bilmiyorum ama yağmur karşısında insanalrın sergilediği bu tutumdan hiç hoşlanmıyorum.