geçmiş olan dünden hiç yad etme

Geçmiş içimizi sızlattığında, Yada geleceğe dair korkular hissettiğimizde.

Yok etmek için içimizden.. Sessizce okuyacağımız sihirli hayyam dizeleri:

geçmiş olan dünden hiç yad etme
yarın da gelmemişken feryad etme
düşünme geleceği de geçmişi de
şimdi şen ol da yaşamı berbad etme

Ömer Hayyam

seperator

keep it real

alig.jpg
bugun size arkadaşım serhat’ın önerisiyle izlediğim bir komedi filminden bahsedeceğim.
filmin adı “Ali G – İndahouse” benim bugune kadar izlediğim en iyi komedi filmlerinden birisi olan ali g bence tam bir müzelik yapıt. şiddetle herkesin bu filmi izlemesini öneriyorum. filmde doğu yakası ve batıyakası arasındaki olaylar ve ali g nin maceralarını işleniyor. belki küçük yaşta çocuklar için kötü örnek olabilecek sahnelerin olmasına rağmen bu film herkesi güldürebilecek kudrete sahip. kendisinden “yeni neslin seks silahı” olarak bahseden ali g slogan olarak da “keep it real” ı kullanıyor

seperator

One of your old favourite songs from way back when

Ablamın önerisiyle dinlediğim bu ilhan irem şarkısı bende garip bir his yarattı. Birçok hikayeyi taşıyabilme ve birçok anı – acılar, sevinçler, yaşanamamışlıklar – barındırabilme gücünü gördüm bu şarkıda. Hani geçmişe bir kapı arandığında bu işi üstlenebilecek en iyi eserlerden olabilir kanımca. Ben bunu kullanarak bugünüme çapa atıyorum. Belki başkalarının da atılmış çapalarının tozunu siler bu yazı. Geçmişi düşünüp gelecek hakkında yorum yapmak insanı bugününden sıyırıyo. Len bu değişimin ortasında benim işim ne? bi dursun şu dünya sonra ben çıkayım ortaya. Yoksa çok kötü savrulurum bu dönüşüm rüzgarında gibi geliyo insana. Zaten ilhan irem dinlerken bu duyguyu sürekli yaşıyo insan. Ki bizim çocukluğumuz her ne kadar ilhan irem dinleyerek geçmesede bişiler yaşıyorsak gençliğinde ilhan irem dinlemiş tayfayı hiç düşünemiyorum. Geçmişe saygılar. Gelecek ayağını denk al.

Ben Değilim
Yıllardan sonra
Bu akşam ilk defa
Anılar içinde
Başbaşayız seninle

Yıllanmış mektuplar
Sararmış resimler
Hepsi de birer birer
Gözyaşlarım gibiler

Dokunmayın bu akşam
Gözyaşıyla doluyum
Artık resimlerde kalmış
Bir sevdanın kuluyum

Hayır… ben değilim
Ben olamam yanındaki
Hayır… ben değilim
Yanıbaşındaki…

Böylesine dopdoluyken
Bugün gözlerim
Nasıl da gülmüşüm
Şu resimlerdeki gibi

İçimden geliyor,
Herşeyi yakıp yıkmak
Ne bir mektup, ne bir resim
Hiçbirşey bırakmamak

Bu akşam sana ait
Ne varsa yakacağım
Anılarla beraber
Ben de yok olacağım
İlhan İrem

seperator

yalnızlık korkusu

Sevdiğimiz eşyayı, dostları yada sevgiliyi.
Sonunda yürekte kalan hep ayni duygu, hüzün…
Çünkü yitirilene alışmışızdır, sevmişizdir, bizimle olan beraberliği keyiflendirmiştir. Çünkü o beraberliğe değer vermişizdir.
Ya o güzelliği yasarken; paylaşımı, keyfi, sevmeyi ve sevilmeyi birlikte hissederken…
Hep korkmaz miyiz? İçimizi en güzel anlarda bile hep sarmaz mı?
Ya biterse? Ya yok olursa bu güzellik?; endişesi..
Tabii ki bitecek. Yaşadığımız mutluluklar, hüzünler hep bitmedi mi?
Hep yerine başka başka hüzünlere, mutluluklara bırakmadı mi?
Gene ayni korkular, ayni endişeler…
Peki sahip olduğumuz güzellik için yitirme korkusuyla ağlamak niye? Kime? Ne için ? Biliyor musunuz?
Dökülen göz yaşları sadece kendimiz için..
O değere sahipken de, yitirdiğimizde de..
Çünkü bizi asil korkutan YALNIZLIK..
İçimizde hissettiğimiz o güzel duyguları uzunca bir süre tekrar yaşayamamak..
Özlemek, özlenmek, sevmek, sevilmek, sım-sıkıca sarılmak,
o bedenin canini, kanını hissetmek, sevişmek.. Hangisi kolay vazgeçilir hazlar ki?
Biten aşklarda da, biten ömürde de yanaklarımıza dökülen gözyaşları hep kendimiz için.
Çünkü merkez hep biziz, doymak bilmeyen egomuz..
Ve o egoyu doyurabilmek, hoşnut kılabilmek için ne kadar çok çırpınır dururuz.
Bizim sevdiklerimiz bizi muhakkak sevmeli, özlediklerimiz özlemeli,
doğrularımız her zaman tek doğrudur.
Ya yanımızda ki insan ? Onun egosu ? Arzuları, özlemleri veya usandıkları…
Ne kadar o sevdiğimiz insana karşı fedakarız?
Vermeden neyi ne kadar alabiliriz ki?
Bizler; hep ilişkilerimizde hesap kitap içinde değil miyiz ?
Her zaman denge.. Verdiğimiz kadar alalım, aldığımız kadar verelim hesapları yapar dururuz.
Sonuç YALNIZLIK .
Peki bu kadar yalnızlıktan korkuyor, yaşanılan güzellikleri,
paylaşımı bir daha yasayamamak endişesiyle kaybedeceğimiz
değere ağlıyorsak niye bu kadar ince hesaplar.
O değer bize mutluluk yerine hüzün, kargaşa yaşatıyorsa zaten vazgeçmeliyiz

Yok eğer yaşamın sıkıntılarından biraz da olsa bizi alıp mutluluk veriyorsa o zaman gözyaşı yerine biraz daha akilci olmak daha doğru değil mi?
Sıkıca, hiç bitmeyecekmiş gibi o güzelliği, huzuru sonuna kadar yasamak varken neden korku??
Bilirsiniz.. Anılarımızda öylesine anlamlı, mutlu anlar vardır ki, kimi zaman onca geçen yıllara değerdir. Tabii ki bu değerler karşılık bulduğunda daha da değer kazanacaktır.
Eh iste o zaman bize biraz daha is düşüyor demektir. Daha çok özen…
Çünkü yasam içinde, ayni frekansı yakalamak o kadar zor ki…
Sevgiyi, özlemi birlikte yasamak doyumsuz bir hazdır.
Artık o sevdiğin insan kendin olmuşsundur.
Korursun, tıpkı kendini koruduğun gibi. Üzmekten, incitmekten korkarsın.
Artık hesap, kitap yapılamaz. ; Daha çok vermek vermek istersin.
Çünkü ego vererek de doyumu öğrenmiştir. Çünkü gönlünü ayna tutmuşsundur o sevgiliye. Çünkü yitirme korkusu askı ölümsüz kılar.
Çünkü ayrılmanın da bir vahşi tadı var
Öyle vahşi bir tat ki dayanılır gibi değil
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil Çünkü
AYRILANLAR HALA SEVGILI..

diplomat85 arkadaşımıza teşekkürler.

seperator