bu yaz nereden esiyse bloglamaya merak saldım. ve aldığım blogger accountu ile yazmaya ve beğendiğim yazıları toplayıp yayınlamaya başladım. benim yazdıklarım ve etraftan topladıklarım sizin ne işinize yarar bilmiyorum ama bu bana büyük tatmin duygusu yaşattı. ve artık paraya kıyıp bir domain alma zamanının geldiğine karar verdim. bu herşeyi kusursuz yapma isteği bana pahalıya patlıyor ama can çıkıyo huy çıkmıyo bildiğiniz gibi. bu bloga uyacak en güzel ismin mecaziyasam olacağına karar verdim ve şu anda bu domainle yazmaya devam ediyorum. Fakat bu domaini alırken atreideis arkadaşıma verdiğim 35lik sözünün bütçesini kullandığım için ondan özür diliyorum. En yakın zamanda o projeyi de gerçekleştireceğimizin sözünü de buradan tekrarlıyorum.
bugun sözlükteki arkadaşlarımın bloglarını ziyaret ettim. bazılarına göre çok sosyal bir platform olsa da sözlük, ben biraz olaya fransızım zannımca. çünkü binin üzerinde yazarımızın olduğu bir yerde sanırım insanlarla tanışmak ve kaynaşmak biraz zor oluyor. gerçi sürekli online penceresinde gördüğüm ve entrylerini okuduğum arkadaşlarım sanki aileden gibi oldular benim için. yine de bazen herşeyin yalan olduğunu düşünmüyor değilim. kendi kendime “ırc de zurna kanalına girince gördüğüm bodlardan bu insanların ne farkı var” “aslında yok onların hiçbirisi” diyorum ama birisinin yaptığı bir espri ya da eleştiriyi okuduğumda hiçbir botun buna kadir olmadığını ayıkıyorum. arkadaşlarımın bloglarında da sözlükte olduğu kadar sağlam yazdıklarını gördüm. ve bloga bakarak kişilik analizi yapmanın entrylerle analiz yapmadan daha kolay olduğuna karar verdim. bloglara bakarak sözlükteki değişik fikirlerin izlerini tekrar fark edebilirsiniz. size de bir kaç link yazayım da mutlaka uğrayın bir bakın. zevk alacağınızı garanti ediyorum.
cucurbitulae nin blogu:
http://cucurbitulae.blogspot.com/
psychedelicrescent in blogu:
http://www.aaca.blogspot.com/
witchorexia nervosa nın blogu:
http://zeynothewitch.blogspot.com/

tarih boyunca hep kaçınılmaz olmuştur ayrılık anları ve de efkarlı.
hiç kimse istemese de yaşamayı. hekes kabullenmiştir bir kere bu oyunun kurallarını.
bize sorulmadı doğmak isteyip istemediğimiz. ya da bu oyun hakkındaki fikirlerimiz.
ama hepimiz bir çarkız evrenin düzeninde.
bize yüklenen sorumulukları ya da toplumun kurallarını görmezden gelme lüksümüz yok.
özgürüz zannettiğimiz bu hayatta. daima sınırda yaşamalıyız kınanmamak için.
Asla geçemeyiz o sınırın ötesine. Daima bizi durduran birileri ya da bişeyler vardır.
Aynı zamanda hiç birimizin yanlış gördüğü noktayı düzeltme ya da bunlara ititraz etme hakkı da yok.
geçsin diye kalbimizdeki içimizdeki sızı alışmayı denemeliyiz bu acımasız düzene bence.
“et tırnaktan ayrılmaz yavrum” derken annelerimiz bize. hayat hiç bir zaman onaylamadı onların bu sözünü.
ve sürekli savurdu zayıf bedenleri. aslında et ile tırnağın ortak bir paydası yoktu bu oyunda.
onları biz gözümüzde birleştirdik. ve bunu yaparak yıkılmayı, hüsrana uğramayı hak ettik.
hasretler kavuşmayla biter ama nice kavuşma yeni ayrılıklara gebedir. ve insan oğlu eğer farkındaysa bu dönüşümün.
yaşayamaz o kavuşma anlarını. yanındakinin gözlerinin içine bakmak varken o anda, korkar yeni ayrılıklardan.
çünkü bu buluşma ne kadar güzel geçerse ardından daha çetin ayrılıklar gelecektir. beklemek daha zor olacaktır.
“korkacak bir şey olmazdı gözlerinde, ölmek onca silah sesinden kaçmasaydı kuş telaşlı ve ürkek” gibi bir şey belki de.
özlemeye alışan bünye için garip şeydir zaten kavuşmak. çünkü alışılmayan daima sarsar insanı. o garip asla o anı yaşayamaz malesef.
aklı ya ayrılık anındadır ya da beklerken yaşadığı zorluklarda. tek ümidi bir ayrılık hediyesidir savruluşunu durdurmak, hayatın çarkına gitmeden bir çomak sokmak için.
ama gene yapamaz bunu. çünkü hazırdır zaten herkes onu yadırgamaya bu kurallardan dolayı. işte tam o anda yok olmak ister kişi.
küllerinden yeniden doğma şansı olmadan yok olmak. ve sonsuzlukta çatlak bir ses olarak kalmak. hayatı hiç onaylamayan, asla kabul etmeyen asi bir ses.

İstanbul’da Üniversitede okuyan genc kiz Ankara’daki babasina telefon etmis: -”Baba merhaba. Ben Lale…”- -”ooo, güzel kizim benim. Nabersin bakalim?”- -”Hic sorma babacigim. Hic keyfim yok valla…”- -”Hayirdir? Bir sorun mu var?”- Kiz aglamaya baslar babasi ise üzüntü ve meraktan kafayi yemektedir. -”Murat evi terk etti, bosanmak istiyormus…”- -”Ne evi kiz???Ne bosanmasi??? Sen ne zaman evlendin de bosaniyorsun?”- -Hani senin hic hoslanmadigin esrarkes cocuk vardi ya, iste onunla evlendim.”- -Iyi halt ettin, zilli. Neyse, artik yapacak bi sey yok, versin mahkemeye hemen bosanin…”- -”Bosanalim ama benden 10 milyar istiyor. Eger vermezsem, iyi zamanlarimizda cektigi ciplak fotograflarimi internettenherkese yollayacakmis…”- -”Pühhh, Rezil… Ciplak fotograf cektirdin öylemi???”- -”Ama Babacigim o benim kocamdi, ne bilim böyle bir pustluk yapacagini?!”- -”Peki, olan olmus artik, yarin havale ederim parayi…Öglenden sonra Bankaya gidip cekersin, sonrada alip yakarsin o kahrolasi fotograflari…”- -”Sagol Baba…Eeee…sey…baba…bi de kürtaj icin 2 milyara ihtiyacim var…”- Adam artik iyice fenalasir, boguk bir sesle konusur; -”Kürtajmiii??? Bi de hamile mi kaldin o cocuktan sennn???”- -”Aslinda ondan degil… Zemci bi cocuk vardi…Zaten o yüzden ayriliyoruz ya…”- Adam bayilmak üzeredir, nabzi yükselir, tansiyonu düser, artik inliyerek konusmakdadir; -”Biz seni oraya okumaya yaollamistik, sen ne haltlar cevirmissin. Allahim. Nedir bu basimizagelenler…Okulu bitirir bitirmez Ankaraya dönüyorsun, yoksa kirarim bacaklarini…”- -”Istersen hemen dönebilirim babacigim, ben gecen yil okuldan atildim cünkü…”- Adam masanin üzerindeki soguk su dolu sürahiyi basindan asagiya devirir ve ancak bu sekilde konusmasini sürdürebilir; -”Okuldanmi atildin??? Hani birlikte Avukatlik yapicaktik, zilli.!…Eh ulan? Sen hele bi gel buraya…Ben sana yapicagimi bilirim, evden disariya adim attirmiyacagim sana, ilk istiyenle de evlendirecegim seni…”- -”O is zor be baba, biliyorsun moda oldu, artik evlenmeden önce esler birbirlerinden saglik raporu istiyorlar…Pek iyi bir rapor sunucagimi zannetmiyorum ben…”- -”Allahim, cildiracagim…Bir de cinsel hastaliklar haaa… Kesin o zencidendir…”- -”Cok pis arkadaslari vardi, bilmemartik hangisinden kapmisimdir…”- Güm diye bir ses duyulur, adam kisa bir süre icin kendinden gecmistir, ancak hemen kendisini toparlayip tekrar telefonu alir; -”Hemen bu aksam dayini yolluyorum oraya, seni alip gelecek, adresini ver bakayim…”- -”Mahmutpasa Karakolundayim… Gelirken kefalet iyin de biraz para getirsin yanina…”- -”Karakolmu??? Bi de karakolami düstün layyynnn? Ne yaptin?”- -”Dün kafam cok bozuktu, cok icmisim. Araba kiralayip dolasmaya ciktim, o kafayla Arnavutköyde kokorecci dükkanina girdim. Ama neyse ki kimse ölmedi, dükkan sahibiyle kiralik araba firmasina para vermek gerekir sanirim…”- Adam iyice fenalasir, hatta fenalasmak ne kelime, adeta kahrolmustur. Telefonda kisa bir sessizlik olur. Kiz tekrar konusmaya baslar; -”Babacigim, sakinüzülme, bütün bunlar bir sakaydi. Ben sadece sinifta kaldigimi söylemek icin aramistim babacigim…”- Bunun üzerine adam sevincle ve mutlulukla haykirir; -”Canin sag olsun be güzel kizim benim, bosveeerrrr. Okul da neymis? Hic mühim degil, tatlicanin sagolsun senin…”-
**alıntıdır..
