bugun de ölmedim anne!

Demek gidiyorsun
sessizce akıp geçiyorsun gönlümün sahilinden
bu şehir denizini de kaybediyor mavisini de
kudurmuş dalgaların narası
martıların çığlığı düğümleniyor boğazıma
ve Eylül rengi bir hasret birikiyor içimde…

demek gidiyorsun
dalga dalga kopuyorsun yüreğimden
sessiz bir gemi demir atıyor kıyılarıma
senin kaybetmenin korkusu gözlerimde
çaresizlik tokat gibi iniyor yüzüme
yıldız yıldız sönüyorum
ve yapayalnızım denizler dolusu kederimle…

varsın güneş doğsun bana ne bundan
şimdi hüzün işgalinde yüreğim
kan kırmızı sisler inmiş gecelerime
kulaklarımda karanlığın uğultusu
içimde dört duvar hasret
tetikte bir aşkın son mermisi gibiyim…

Huzur sözcüğünün zıddı olan kelime neyse ona armağan ediyorum bu şiiri.
ve yaşadığım tek duygu bu. adı bile konmamış henüz.
patlayan bir volkanın altında kalan dinazor, yani ben…
umutluyum dünyadan. çünkü depremler yerkabuklarındaki çatlakları doldurur.
dinmeyecek fırtına yoktur yeryüzünde.
elbette kişi savrulur ama fırtınadan sonra yükselen güneş her nerede olursa olsun yaşamak için bir sebeptir.

seperator

sus söyleme

Vedalarda söylenebilecek en güzel sözlerden birisi “Kendine iyi bak” ama nedense bu söz benim kalbimi ve içimi acıtıyor. Aklımdan yüzlerce hikaye, yüzlerce anı geçiyor bu sözü söylerken. Semboller, Hikayeler ve de Kişiler…
Belki de yine bu yüzdendi sana bu kelimeleri söyleyemem. Bu kadar şeyi anlatmak yerine “Kendine iyi bak deme! Denmez, saçma.” dedim. Ama sen yine de herşeyi anladın…

KENDİNE İYİ BAK

Kendine iyi bak’ bir ‘veda’ değil ‘elveda’ cümlesidir çoğu zaman. O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde…

‘Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım, olamayacağım. İstesem de istemesem de… Sevdim seni bir zamanlar, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olurda bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.’

‘Kendine iyi bak. Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme. Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık. Arama sakın beni, yazma, çünkü ben
yazmayacağım. Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim. Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum. Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum.’

‘Kendine iyi bak. Aramızda geçen her şeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim. Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben. Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle baş başa, yapayalnız bırakıyorum ben. Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum. Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.’
….
Kendine iyi bak, derler ve giderler. Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu. Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir. Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalayıcıdır. Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine ‘Kendine İyi Bak’ gözleriyle ayrılırlar. Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar… Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar.

Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez ‘Kendine İyi Bak’ derler ve giderler. Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler. Onlar bu acıyı bir kereden fazla kaldıramayacaklarını bilirler. Kendine iyi bak, derler ve giderler. Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiçbir zaman olamaz derler ve giderler. En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek.

Kendine iyi bak, derler ve giderler. Seni suskunluğa mahkum edip giderler. Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler. Seni senden alıp giderler. Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için. Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardır elbet… Suçlatmazlar kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın. Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın. Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın..

Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, kendine iyi bak, derler ve giderler. Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler. Bir tek anıları bırakırlar geride, bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler. Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan, çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler. Her şey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler.

‘Bitti’ diyemedikleri için, kendine iyi bak derler.
‘Kırıldım ve affedemiyorum’ diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
‘Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım’ diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
‘Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum’ diyemedikleri için kendine iyi bak derler.

Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler. Kendine iyi bak bir noktadır çoğu zaman.
Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben. Oysa sen iyisin…

Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçsisin. Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin. Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin. Kendine iyi bak deme bana. Nokta koyma. Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsem seni, keşke sen de affedebilsen beni.. Keşke döndürebilsek zamanı geriye. Keşke bugünkü aklımızla yaşasak her şeyi baştan. Nafile… Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı? Sen eksikken, ben nasıl tam olurum? Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum? Savaşsak aramıza giren şeytanla olmaz mı? Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi, hani sevgi eninde sonunda kazanırdı? Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı? Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı? Bunların hepsi yalan mı? … Sahiden, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?

boşver her şey olması gerektiği gibi olsun.
Öyleyse…Sen de ‘Kendine İyi Bak.

seperator

gelecek bu

Bugun yorgunum. Bitkin. Artık kabul ediyorum herşeyi. Kabul etmek istemediğim, belki(?) dediğim şeyleri. İnsan hayattan şöyle kopuyormuş meğer: daha gidilecek çok yolun var ama zamanın bitiyor. Zaman umudu öldürürmüş bir süre sonra. Her yerde böyle bu olay. Size de olmuştur belki de tv de bir yarış seyrederken hala gidecek yolu olan, hala gitmeye gücü olan ama yeterli zamanı kalmadığı için yarıştan çekilen yarışmacılar görmüşsünüzdür. Ben de aynen onlar gibiyim bugün. Tek eksiğim kesinlikle zaman. Ama ben hiç beklemiyorum bu yazıyı yazmak için. Bitti. Evet benim yarışım bitti. Ve sezen aksu diyor ki: “ Gidiyorum bütün aşklar yüreğimde” eskiden olsa ben de boş durmaz eklerdim onun arkasından “Zaman sadece birazcık zaman die” fakat şu anda o kadar kolay geliyor ki beyaz havluyu atıp pes etmek. Hiç düşünmüyorum diğer seçenekleri. Zaten her gün kapalı kapılara konuşmak. O kapıdan asla içeri girememek ve içerisi adına kurulan haller ve kafada yaratılan sahteci bir sanal mekan. Cazip gelmiyor bunlar. İzin verildiği kadarını bilebiliyoruz izin verildiği kadarını anlayabiliyoruz bu noktada ve ancak izin verildiği kadar yaşayabiliyoruz hayatımızı… sen camdan köşkünde otururken benim zamandan kaçışım saçma geliyor muhtemelen sana. Ama zorda kalan bir hayvanı düşün. herkese saldırabilir. İnsan da öyle zorda kaldımı herkesi kırabilir. Kendime küsmüyorum sadece. sonuna kadar yanımdayım benim. Ne yaparsam yapayım değişmiyor. Ama sizden uzaklaşıyor artık bindiğim sal. Hiç sorgulamadan somurtuyorum bugün. İçimden hiç neden kelimesini geçirmiyorum. Sebep? Diye sorarsan çok basit. Kabul ettim artık bazı şeyleri. Aramızdaki duvarları aşmaya benim sesimin yetmeyeceğinin farkındayım. Bu yüzden artık harap etmiyorum kendimi. Ve sana istemediğin, en azından almak için gönüllü olmadığın bişeyi de vermeyeceğim. Beni hiç dinlemediğin için bu dediklerim sonunda saçma gelecek sana. Çünkü ben hep ya duvarlara, ya masalara yada arkadaki ağaca konuştum ve onun dalındaki yalnız kuşa. Sen duymadın dediklerimi konuşurken de farkındaydım bunların. fakat sana doğru bir yolunun olması insana her zaman sana ulaşabileceği hissini veriyor. Muhtemelen benim gittiğimi, hiç seni yalnız bırakmayan sesimin yokluğunu fark ettiğinde anlayacaksın. Ve bunun için kendinle baş başa kalman, sessiz bir ortamda olman lazım. Ben dilerim ki sürekli birileri olsun çevrende onlar konuşsun ve sen dinleme. Böylece benim gittiğimi de fark etme. Hem belki ben de “değeri kaybedince anlaşılan şey”lerdenimdir. Eğer öyleyse bunun cevabını da alacağım önümüzdeki günlerde. Hiç olmadığım kadar eksiğim bugünlerde. Sürekli direkten dönen bir top gibiyim. Vuslata anlar kala zamanın oyununu seyrediyorum. Onun kahpeliğini. Sonuç olarak hayat akışım, planlarım tekrar sekte de hem de dört bir yönden. Hikayem birisininkiyle karışmış olmalı? Ama kim bu? Ve final:
Kusursuz hayat planı tekler. Zaman yetmez. Ayrılıklar kapıdadır. Son gelmeden kişi pes eder. Beyaz havlu yerdedir. Başı önde bir adam gider dağların ardına. Eksik bir adam ve yeni hayat….

seperator

Protesto

protesto.jpg

Alem Fm djlerinden Nihat Sırdar ’ın başlatmış olduğu kampanyanın stickeridir yukarıdaki. Saygıdeğer Nihat abimiz bugune kadar biçok konuyu ele aldığı gibi bu giderek önlenemez şekilde artan akaryakıt fiyatlarını da gündeme taşıyan kişi oldu. Her ne kadar bazı nankör, sömürülmeye alışmış, kendinibilmez kişiler onun yaptığı korna çalma eylemini görültü kirliliği olarak değerlendirseler de sonuç olarak daha iyi bir fikir de gelmedi hiç kimseden. Yenemediğimiz bileği öpmeliyiz bu durumlarda. Ya da eğer desteklememekte kararlıysak, bari alternatif üretmeli, onu da yapamıyorsak susup beklemeliyiz sessizce. Yıllar önce tanıştığım (bizzat değil) Nihat abim bana cesaretiyle birçok şeyi öğretti. İsyan etmeyi, kaz olmanın kaderimiz olmadığını, elbetteki bunları yapmak için bazı bedeller ödememiz gerektiğini hep ondan öğrendim. Zaten onun sık sık rütük tarafından cezalandırılması da bu bedellere en iyi örnek olsa gerek. Bazı çevrelerin canını yaktığında yada buna mehil verecek açıklamalar yaptığında hemen biniyorlar onun da sırtına. Tıpkı kendilerine olduğu gibi Nihat Sırdar’ın da canını sıkmak için yapıyorlar bunu ama o nasıl bir moral o nasıl bir enerjiyse her sabah şen şakrak yine bizimle kendisi. Teşekkürler Nihat abi sakın susma! Sen bu Türkiye!ye lazımsın. Ve iyi bir güne başlamak için bize…

alem fm : 7:00 – 9:00 (haftaiçi)

seperator