
Insan üzerinde büyük etkisi olan büyülü yerlerden birisi de otogarlar. Muhtemelen bu keramet otogarlarda değil ayrılık ve kavuşmalarda ama ben bu gece işi otogarların üstüne atmak istiyorum. Daha önceki yazımda da bahsettiğim gibi bu aylar ayrılık ayları oldu hepimiz için. Herkes gitti gözü yaşlı bir şekilde ve memleketlerine varıp herşeyin farkına vardıklarında son sözleri de “Bu şekilde olmamalıydı” oldu. Haklı bir söz aslında bu. Ama bu şekilde oluyor vedalar. Farklısını başarabilmek gelmiyor elimizden. Geçen hafta içinde son iki çiftimizi de ayırdıktan sonra bir süre ara verdi otogarımız sevenlerin gözlerini buğulandırmaya. Kaderlerini kendiminkine benzettiğim, mutluluğu zamansız yakalayan ve birçok şeye doyamadan kopan dört kişiydi bunlar. Farkettirmedim ama her iki çiftin vedasında da onlar kadar olmasa da çok buruldum. Birisinde kız gitti önce, diğerinde erkek.. Hepsinde de giden kilometrelerce düşündü otobüsten inmeyi, kalansa sabahlara kadar otogarda beklemeyi.. tekrar gelir belki diye sevdiceği. devamini oku »


daha önceki yazılarımdan birisinde, son eğitim yılım olan bu seneye başlarken “sonun başlangıcı” diye bir yazı yazmak istediğimi ama ilk günlerin telaşı içinde yapamadığımı, unuttuğumu söylemiştim. Bu senenin bizim için son olduğunu biliyordum ama diğer arkadaşlarım gibi sonun kısa bir an değil bir süreç olduğunu iddia ediyordum ben. zaten benim dediğim gibi de oldu. hiçkimse anlayamadı o bekledikleri son anın hangisi olduğunu. defalarca ayrıldık birbirimizden, defalarca vedalaştık, son dersler, son sınavlar, son yemeğimiz, son muhabbetimiz, son toplantımız, kep törenimiz, balomuz derken iki hafta içinde defalarca hüzünlendik.
İtiraf etmek gerekirse, ben bu sürecin de lisenin son günlerinde olduğu gibi gerçekleşeceğini düşünüyordum ama öyle olmadı. daha zor oldu. devamini oku »
‘mendil melankolikse kurumasını beklemek aptallıktır’ dedi, adam.
Gözyaşı akar yatağını bulur.
Mevzuubahis değildir her gecenin şeb-i yelda olması; zira hiçbir geçmiş yeterince geçmemiştir.
Saman alevi gibi sevip, saman alevi gibi terk edenleri,
Saman alevi gibi unutarak cezalandırmayı;
Zaman alevinden öğrendi.
Aşk, ateşin oksijene olan tutkusudur.
Aşk, oksijenin yanma korkusudur.
Belki de bu yüzden soluk almak muhteşem,
son nefesi veriyor olmak zor
ve ölüm, en büyük elveda olmuştur.
Cüneyt Ergün
devamini oku »

Durup düşünmek gerekiyor bazen hayatta. Herşeyi daha iyi anlamak için, devamlı tekrarladığınız yanlışların sebeplerini görmek için, sizin göremeyip başkalarının sürekli takılıp kaldığı durumları fark edebilmek için, gerektiğinde kendinizi yargılamak ve sahip olduğun değer yargılarını eleştirebilmek için, hatta “yanlış yaptım” diyebilmek için durup sakin bir şekilde düşünmeye ihtiyacımız var.
Hergünün bayram olması, bütün işlerimizin rast gitmesi tabi ki imkansız lakin herkesin tutunamadığı bir alan, beceremediği bir iş oluyor diye düşünüyorum hayatta. Bazıları şarkı söylemeyi beceremez bazıları da yemek yapmayı. Eğer beceriksizliğiniz böyle şeylerle sınırlıysa gerçekten hiçbir sorun yok. Ama mutlu olmayı beceremeyen bir kitle de var toplumumuz içinde. Esas önemsenmesi gereken de bu grup. “İçine benim karıştığım şey güzel bitmez. ben yıkmakta ustayım, yapmakta değil” diyen birisi ile ilk karşılaştığımda şaşırmaktan fazlasını yaşamıştım. belki samimi bile bulmamıştım bu açıklamayı. anlayamamıştım. ama oluyormuş. gün geliyormuş insan lanetlendiğini bile hissedebiliyormuş. başının üstünde gezen kara bulutu güneşi engellediği için sevmeye çalışmaktan vazgeçiyor ve gerçekle yüzyüze geliyormuş. önceleri yakındığı, hergün beraber olduğu ama değerini bilmediği güneşini özlüyormuş umutsuz bir şekilde hep o buluta bakınca. devamini oku »
