Sonbahar Hastası


Her yıl aynı sıkıntıyı yaşıyorum. Alışamadım, alışamıyorum. Kış mevsimini yaza oranla daha fazla sevmeme rağmen sonbaharlarda daha fazla zorlanıyorum. Aslında yazının ismi “Eylül Hastası” olacaktı ama yine geciktirdim yazıyı. Sorun şu ki bu eylül ayı acaip moralimi bozup bütün enerjimi tüketiyor. Aslında bir ucu günlük-güneşlik, diğer ucu kar-kış olan eylül ayının en önemli görevi denizaltılardaki yada uzay üslerindeki basınç dengeleme odaları gibi bizi en sağlıklı bir şekilde kışa doğru taşımak. Lakin tabanı kayan terliklerimle kuru bir zeminden ıslak olan bir yere adım attıgımda nasıl tedirgin oluyorsam bu günler geldiğinde de aynı şeyi yaşıyorum ben.
Babamla paylaştım bu durumumu hafta başında. Aldığım cevap kendi adıma şaşırtıcıydı. “Sonbahar hüzünlüdür oğlum. Nası hissetmeyi bekliyordun ki?” dedi babam. Haklıydı da. Hem haklı, Hem de net. Evde bütün pencerelerin kapatıldığı, hava almak için dışarılara çıkmanın zorunlu olduğu, ama sağlam giyinmezsek de hasta olma tehlikesiyle yüzleşebileceğimiz günlerdeyiz artık. Yoksa siz tehlikenin farkında değilmisiniz? :=) devamini oku »

seperator

Amacı Hatırlamak


Geçen gün düşündüm, taşındım, -hatta yalan yok- biraz da kaşındım ve blog ile ilgili yolunda gitmeyen bir şeyler olduğunu fark ettim. Google Analytics raporlarına gözüm takıldığından beri bunu hep düşünüyorum da bi sonuca bağlayamadım. Bu yıl bazı imkansızlıklardan dolayı bloga çok zaman ayıramamıştım ama şimdilerde zamanım olduğu halde yine eskisi gibi davranmaya devam ediyorum. Bunun sebebi biraz hamlamış olmam kuşkusuz. Lakin gayret göstermezsem herhangi bir gelişme olmayacağı da açık. Bugüne kadar hiç okunma kaygısı gütmedim diyebilirim ama yine de aşağı doğru kıvrılan bi analytics raporu blogunu seven hiç kimsenin koşuna gitmiyordur.
Tabi bunlar işin teferruatı. Beni asıl rahatsız eden şey bu günlüğe çok ihtiyaç duymama ve yazarsam rahatlayacağımı bilmeme rağmen bunu yapmaktan çekinmem. Daha önceleri yaptığım gibi günlüğümle dertleşmek bana çok iyi gelecektir. Ama gözümde büyütüyorum bu durumu. Bu sefer dinlenmenin baskısı beni samimi yada cesur olmaktan uzaklara savuruyor. devamini oku »

seperator

Cumaertesi


Bugün burda Cumartesiydi. tıpkı diğer cumartesiler gibi, aynı. her geçen gün daha da kötüleşmekte olan rutin cumartesilerden sadece birisiydi. kime sorsam çevremdeki, aynı cevabı alıyorum. “aynı” cevabını alıyorum. ne sorduğumun hiçbir önemi yok sanki. ne kadar çok seviyoruz aynı kalmayı. bulunduğumuz noktaya sabit kalabilmek için ne çok çabalıyoruz. ama farklına varmalı ki bu çabalar beyhude. ne biz kalabiliyoruz sabit, ne de üstüne bastığımız noktalar.
Bu yüzdendir ki her cumartesi merak dolu benim için. “Aynı”lara inanmamayı seçtiğim o günden beri daha bi açıyorum gözlerimi cumartesileri. gözlerimin içine bakıp aynı yalanı söyleyen herkesi, kendi içimde derinlemesine sorguya çekiyorum. Neyin aynı olduğuyla ilgilenmedim hiçbir zaman. Önemli olan neyin farklı olduğuydu. Aslolan değişendi – değişimdi.
Peki gözlerine bakamadıklarım? Ya benden uzak hayatlar? Onların ne alemde olduğu tamamen bir muammaydı. Sormaktan ve söylenene inanmaktan başka çareniz yoktu. inancı zayıf bir insanın kabusu buydu işte. -Kendi dışındaki herşeye şüpheyle yaklaşmak.- Ve ben tüm merakımla soruyorum sana: Bugün orda da Cumartesi mi?

sorumuzu bir alıntı ile devam ettirmek gerekirse:

Gittiğin yer bakışların kadar uzak olmasa. .Gelirdim. .Dön, dön diyebilmek için. . .

Zalim yolların uzak sevdası.. Sevdana yanıyorum kaç zamandır.. Sen bilmediğim, görmediğim alemlerdeyken ıssızlığıma ağlıyorum. . “Ne olur dön. .” diyemeyişimde kırılıyor kelimelerim. Sana gelemeyişimde bağlanıyor dizlerim. .

Düşlerimden başka hiç bir yerde yoksun artık. Olsan görürdüm, bulsam sarılırdım sıkı sıkı.. Ondan uyanmak istemeyişim kabuslarıma. .

Ayrılık bu işte, sende sanki farklı mı zaman? . .Bildiğin sonbahar bu aynı rüzgar, aynı hazan. . . devamini oku »

seperator

Herşeye rağmen güzel değildi.


Neredeyse bir hafta olmuş memlekete döneli. Anca bir hafta sonunda dönebilmişim kendime. Normale dönmeye daha zaman var ama biraz kendime dönüp geçen bir yılın muhasebesini yapıyorum bu günlerde. Aydın’a gittiğimden beri yaşadıklarımı neredeyse hiç yazamadım buraya. O yüzden çok da fazla haberdar değilsiniz gündemimden. Oysa o kadar çok şey yaşadım ki burda yazmak istediğim. Paylaşmak, anlatmak, rahatlamak istediğim o kadar çok şey oldu ki şu bi yıl içerisinde.. Fakat tüm bunlar karşısında yapabildiğim tek şey, lal olup içime kanamak oldu. Anlatamadım. Hala da etkisini yitirmedi bazı olumsuzlukları düşününce içimde yaşadığım rahatsızlık. Yani bırak uzun uzun anlatmayı, düşünmek bile istemiyorum. Ama “zor bir yıl geçirdim” diye özetleyebiliriz tüm bu anlatmak istediklerimi. Dolayısıyla ilk kez kabul ediyorum ki Aydın’da kpss ye hazırlanma ve bu doğrultuda yaptığım tüm planlar kocaman bir hataydı.
Bir yıl Aydın’da yaşamak tam olarak benim yaptığım bir seçim değildi aslında. Biraz mecbur kalmıştım buna. Hazırda tuttuğum bir kaç planım vardı ama bunların abuk sabuk aksiliklerden dolayı iptal olması beni Aydın planına itti. Bu kaçıncı yedek plandı hatırlamıyorum bile. Sadece bir rüzgar esmiş ve beni oraya sürüklemişti. Ben de buna razı oldum. Insan dediğin çırpınmasını bildiği kadar razı olmasını da bilmeli. Daha doğrusu bunlarla mutlu olmasını bilmeli. devamini oku »

seperator