Yurt Düşleri

hayat bize de defalarca yalan söyledi ve biz hep inandık
sohbetlerimizde liste başıydı terkedilmek.
soğuk gecelerde döndürülen sigara dumanlarıyla yaşarırdı gözlerimiz.
biz ağlamzdık.
hep güzel şeyler düşünürdük hayata dair.
hayat bize yalan söylerdi biz de inanırdık.
sağlam dostlardık.
hani derdik ya küçükken “hepimiz birimiz birimiz hepimiz için” diyeaynen öyle.
birimizin derdi hepimizin derdiydi.
belki de bu yüzden ayık gezmezdik.
kavga grültümüz olmazdı kimseyle.
ranzalara attığımız yumruklardan çıkan sesleri isyan sayarsak.
yüzümüz hep gülerdi.
zaten biraz asılsa kazara birimizin yüzükaçar yurttan içerdik sabaha kadar.
hayat bize yalan söylerdi biz her defasında yine inanırdık hayata.
uğur’un derdi kız tavlamaktı.
apo’nunki eve çıkmak.
cingöz’ünki okulu bitirmek.
talat’ın ki düşünmek.
aydınınki yalnızlık bir de güzel ülkemin sorunlarıydı.
benim derdim ise terkedilmekti.
yasinin derdi yoktu daha doğrusu çocuk bizim dertlerimizi dinlemekten dert edinemedi kendine. en çok ta ben dertliydim aralarında kendimce.
cünkü derdim hep kendini yenilerdi.
haftada üç kez terk edilirdim hem de aynı kız tarafından üstelik.
ama inancımızı hiç yitirmezdik hayata dair.
hayat bize hep yalan söylerdi. ve de biz her defasında inanırdık hayata.
açlığımız da bir geçerdi açıklığımızda.
bu sebepten sırtımız hiç yere gelmezdi.
sabaha kadar müziğini dinlerdik dilinden anlamadığımız insanların.
bazen de ben şiir okurdum beraberce ağlardık.
acıkınca çıkartır son paralarımızı yine yurttan kaçar çorba içerdik.
haylazdık deliydi kanımız ama biz sağlam dostlardık.
hayat bize hep yalan söylerdi biz de hep inanırdık oysa. hep inanırdık…
biz kardeşten öte dostlardık…sıkı dostlardık.

seperator

Nereye gitsem …

Nereye gitsem yanımda götürüyorum sevgimi ve nefretimi! Her sabah yeniden sayıyorum kaç gündür görüşmediğimizi. Rüyalarımda görüyorumkarşılaştığımız anı, başımı çeviriyorum, bulamıyorum söyleyeceğim kelimeyi… Nefretimle uykuya dalıp ve sevgimle kalkıyorum. Her sabah yeni bir güne başlasamda, sensiz yeni bir hayata başlayamıyorum… Sabahları cebime koyup “iyi ki”lerimi, “keşke”lerimi, pişmanlıklarımı, çıkıyorumyola, günün bir saatinde “keşke”lerimi alıyorum, başka bir saatinde “iyiki”lerimi yanıma… Bir cebimde ise hasretin hala duruyor, yapacak hiçbir şey bulamayınca kalbim buyorgun kelimelerden medet umuyor… Senden gittiğimde sadece yaralandım sandım, aslında ruhum bedenimden ayrılmış,geriye kalan bir et parçasıymış anladım… Artık kiminle konuşsam ruhum sendeki gibi havalanmıyor, bugün kiminle tanışsamkalbim sendeki gibi atmıyor… Yanımdan geçen herkese sen misin diye bakıyorum, seni gördüğüm anda başımıçevirip kaçıyorum. Senden uzaklaşmak için sana doğru koşuyorum… Bir gün ararsan, açmayacağım diye kendime sözler veriyorum, her telefonçaldığında sen misin diye heyecanlanıyorum. Seni aramamayı cesaret sanıyorum,aramak mı zor aramamak mı bilmiyorum… Hiçbir gelen senin yerini doldurmuyormuş, hiçbir giden senin kadaracıtmıyormuş… Sensiz bir hayatta da mutluluk yokmuş aslında, yokluğunun acısı sevgimdenbüyükmüş aslında….

seperator

“sigarayı bıraktım”

küllerle arkadaşlıkHafif sisli bir havada ve güneşin apartmanların arasından yeni yeni güne merhaba dediği bir saatte, vapura dogru ilerleyen genç adam; jeton gişesinde, yaklaşık iki ay önce ayrıldığı kız arkadaşını görür ve titrek bir “merhaba” ile konuşmaya başlar. Bu konuşmalar vapurda da devam eder.
Adamın; “Hava o kadar da soğuk değil, dışarıda oturalım mı?” sorusuna, kızın “Olur” cevabı vermesiyle birlikte vapurun en üst katına doğru yol alırlar.
Birkaç dakika havadan sudan muhabbetlerle geçtikten sonra, adam kıza bir sigara uzatır ve kendisine de bir tane alır. Daha sonra, genç adam birden lafa girer:
- Biliyorum, bu konuları daha önce hiç konuşmadık ya da konuşamadık diyeyim.Merak etme ama, “Neden ayrıldık biz” sorusunu sormayacağım. Sadece sana söylemek istediğim birkaç şey var, onları konuşmak istiyorum.
Genç kız; adama bakarak, – “Evet seni dinliyorum, devam et” dedikten sonra adam, konuşmasına kaldığı yerden devam eder:
- Biliyor musun? Ayrıldıktan sonra, seni sigaraya benzetmeye başladım.
Kız, hiç tahmin etmediği, alakasız bir konuyla lafa girmesinin verdiği şaşkınlıkla,
“Ne? Nasıl yani?” der.
Adam, önce kıza uzattığı sigarayı ve sonra kendi sigarasını, çantasından çıkardığı çakmak ile yaktıktan sonra:
- Mesela bir tane sigara yakıyorum ve kül tablasına koyup izlemeye başlıyorum. Kül tablasına dökülen külleri gördükçe; anılarımız aklıma her biri kül olup acılarıma dönüşüyor sonra. Arada bir elime alıyorum sigarayı ve içime çekiyorum seni. Kendimi zehirlemek için; daha çok, daha çok çekiyorum. Bazen de anıları silkiyorum kül tablasına. “Sen zehiri” hoşuma gidiyor, içimi acıtıyor, vazgeçemiyorum; içime çekmeye devam ediyorum. Ağzımdan çıkan her dumanda, ayrılırken bana bıraktığın; son bakışının silueti beliriyor. Her sigaranın olduğu gibi, senin de sonun yaklaşıyor. Ve ben yavaş hareketlerle; ne zaman seni söndürmek için, elimi götürsem kül tablasına, aptalca bir umutla “Ne olur yapma!! ” diyeceğin zamanı bekliyorum. Ama hiçbir zaman duyamıyorum sesini. “Ve işte bitirdim seni” diyorum. Hayır hayır kendimi kandırıyorum galiba, “Seni böyle bitiremem” diyorum sonra. Ama bakıyorum kül tablasına; evet! Sen oradasın, evet! Anılar orada. Ancak, elimde hala kokun var. Yıkasam da, hiç çıkmayacak bir koku. Anlıyorum ki; bu sigarada, senin çok az bir kısmını bitirmişim. Senden bağımsız bir sen, hep içimde yaşıyormuş. Ve anlıyorum ki, sadece sönüyorsun. Seni atesleyecek bir “Ben” bekliyorsun sabırla. O “Ben”, çok da bekletmiyor seni. Bir daha yanmaya başlıyorsun. Anılar acılar derken yine bitiyorsun. Yeniden yanıyor ve bitiyorsun. Bu hep böyle devam ediyor; sonunda alışkanlık oluyorsun.
Genç kız anlatılanları dinlerken; tarif edilmeyecek bir duygu yoğunluğu içindeydi. Bir yandan, birisinin bu kadar acı çekmesine üzüntü duyarken; diğer yandan da, kendisinin hala unutulmamış olmasından, haz alıyordu. Aslında kendisi de unutamamıştı genç adamı. Kendi isteğiyle ayrılmıştı ama; sevmediği ya da artık bir şeyler hissetmediği için değil, en yakın kız arkadaşının da, o insana karşı bir takım duygular beslediği için gerçekleşmişti bu ayrılık. Bunu; ne erkek arkadaşı, ne de en yakın arkadaşı biliyordu. Erkek arkadaşına, “Bu ilişkide bir şeyler eksik, ben daha fazla sürdüremeyeceğim, ayrılmalıyız.” diye bir mesaj atarken; kız arkadaşına, “Ilgisiz bir sevgili olmaya başlamıştı günler geçtikçe; çok bunalmıştım. Ve bir gün onu, başka biriyle sarmaş dolaş gördüm. Bu yüzden ayrıldım.” demişti. Böylece, hem erkek arkadaşından, kendine göre, makul bir sebeple ayrılmış; hem de arkadaşına, erkek arkadaşını kötüleyerek, ondan soğumasını sağlamıştı. Kendisinin çok acı çekeceğini bile bile, arkadaşını kaybetmemek için, böyle bir yalanlar zincirine başvurmuştu. Artık hayatını,bu yalanlara göre düzenlemeliydi. Bu yüzden; bu karşılaşmalarında duygularını bir tarafa bırakıp, mantığı ile karar vermek zorundaydı. Geri dönüşü yoktu ve kız da bunun farkındaydı. Bütün ayrıntıları, olası bir karşılaşma için düşünmüştü daha önceden. Adamın anlattıklarını dikkatlice dinliyor ve sözünü bitirmesini bekliyordu. Ve adamla göz göze gelip, “Bitti, bu kadardı!” dermişçesine bakmasından sonra, kız konuşmaya başladı:
- Açıkçası bu söylediklerin, hiç beklemediğim şeylerdi. Benim, bu açıklamalarına bir yorum yapmamı bekleme. Çünkü bunlar; senin kendi düşüncelerin. Her biten ilişkiden sonra, yaşanabilecek duygulardan bu anlattıkların. Sunu söyleyebilirim ama; yaşadığımız ilişkide, elimden gelen fedakarlığı gösterdiğime inanıyorum. Seni hiçbir zaman suçlu görmedim, herşey benden kaynaklıyordu. Sonuç olarak, bir şekilde bu ilişki yürümedi ve bitti. Bu kadar basit.
- Bu kadar mı yani?
- Evet…
Genç adam şok olmuştu. Belki, daha ılımlı bir yaklaşım bekliyordu kızdan. Ancak, kesin ve kararlı konuşmuştu kız. Hiçbir umudun kalmadığına, kendini inandırmaya çalışıyordu. Vapur yanaşmışti iskeleye. Tek bir kelime bile konuşmadan vapurdan indiler. Iskelenin sonunda; genç kız, adama sarılarak “Hoşçakal” dedi. Ancak adam, ayrılırken ne sarılmıştı kıza, ne de bir kelime çıkmıştı ağzından. Bir heykel gibi duruyordu kızın karşısında. Kız da, bir tepki gelmeyince; hızla oradan uzaklaşmayı tercih etti. Arkalarına bile bakmadan ayrıldılar. Kız, işyerine ulaştı. Yerine oturduktan hemen sonra, cep telefonuna bir mesaj geldi. Mesaj, eski sevgilisindendi ve söyle yazıyordu:
- “Hep bu karşılaşmayı ve sana sigara hikayesini anlatacağım günü beklemiştim. Ve o gün, gözlerimin içine bakıp; söyleyeceklerine göre, hayatıma bir yön çizeceğime…”
Genç kız, bu mesajdan hiçbir anlam çıkaramamıştı. Bu mesajı düşünürken; bir mesaj daha geldi:
- “… kendi kendime söz vermiştim. Bugün duyduklarım; beni hayal kırıklığına uğrattı ve ben kararımı verdim:”
“SİGARAYI BIRAKTIM…”

Ömer Köroğlu

seperator

unutamamak

Sen bilemezsin, paslı hançerdir yalnızlık
Gelir, en can alacak yerimden vurur
Sen bilemezsin, gecenin en uzak bir saatinde
Bir böcek nasıl girer beynime, kımıldar durur?

Sen bilemezsin, çaresizlik nasıl boğar insanı?
Yaşamak bir yerde nasıl çekilmez olur?
Tutunacak bir dal aramaktan, koşmaktan, özlemekten
El yorulur, ayak yorulur, yürek yorulur.

Sen bilemezsin bu türlüsünü ölümün
Bilemezsin, bir tek kibritin cılız aleviyle
Benzine bulanmış bir insan nasıl tutuşur?

Bu belki sevmektir bir yerde, belki unutamamak
Bu, kişinin kendi içinde eriyip, yok olmasıdır
Bilmesen de anlamağa çalış biraz, ne olur.

[audio:http://www.fileden.com/files/2006/7/17/134795/unutamamak.mp3]

Ümit Yaşar Oğuzcan

seperator