Ne mutlu sandalet giyene

Geçen hafta kuşadası ve didimden oluşan bir tur yaptık üç kişi.
Ev arkadaşlarımla altını üstüne getirdik ortamların. Gerçekten böyle turistik mekanlarda herkesi görmek mümkün. Her türden her ırktan insanlar sanki ne için orada olduklarını unutmuş gibi saf saf dolaşıyorlar sokaklarda. Tabi görevinin bilincinde olan ve türkiye’yi Yabancılara tanıtmak için elinden gelen her şeyi yapan gençlerimiz de var ama yabancıların bu olaydan ne kadar memnun oldukları tartışılabilir. Biz de herkes gibi amaçsızca sabah sahillerde, akşamda işlek sokaklarda dolaştık. Farklı diyaloglar ve estetik sahneler yakalamaya çalıştık. Başarılı da olduk diyebilirim. Angaralı bir arkadaşımın didimdeki son gecesinde kendisine bir veda hediyesi vermek için gösterdiği yoğun çabayı kendisini taktir ederek izledim. Benim ingilizcem yok sadece Fransızca biliyorum diyerek beni yemeye çalışsa da dil kullanmadan da bişeyler yapılabileceğini göstererek bu ayıbını telafi etti ve benden geçer not aldı. Zaten en çok zoruma giden de türkçeyi doğru dürüst konuşamayan ve bildiği 2 kelime İngilizce ile yabancı görünümlü herkesi taciz eden sonunda da başarılı olan insanların varlığını görmek oldu. Normalde çok club kültürü olan ve clublarda takılan birisi olmamama rağmen didime gelmişken medusa night cluba girmeden dönmeyelim dedik. Ama daha sonra herkesin bu elit(!) mekana alınmadığını öğrendik. Aslında herkes kelimesini açmak lazım. Herkes alınmıyor şöyle ki ayağında şort ve terlikle gelen herkes alınmıyor. Sadece pantolon ve bir ayakkabı giymek içeriye girmek için yeterli bir donanım oluyor. Tabi ki bir vazgeçilmez olan “damsız girilmez” kuralı burası içinde geçerli. Biz de damsız olmamıza rağmen yüzsüzlük edip şansımızı denemeye karar verdik. Fakat bu sefer de o an itibariyle bilmediğimiz terlik engeline denk geldik. Ne mutlu ki bize batmamak için yaptığımız son çaba olan “Abi bunlar terlik değil sandalet. Biz biliyoruz zaten terlikle giremeyeceğimizi” sözü işe yaradı. Ve müziğin kulak zarınızı zorladığı bir mekan olan medusa’ya girmiş olduk. Bizden sonra gelip ayakkabısı olduğu halde giremeyen arkadaşlarımız da olmuş ama biz geceyi iyi bir şekilde kotardık. Malum süt gibi çocuklarız kim bizi sakıncalı bulsun ki. Diyeceğim son söz, aman dikkat! siz de eğer bir kalite mekan a gidecekseniz pantolonunuzu ve ayakkabınızı unutmayınız.

seperator

yeniden doğuş

bu yaz nereden esiyse bloglamaya merak saldım. ve aldığım blogger accountu ile yazmaya ve beğendiğim yazıları toplayıp yayınlamaya başladım. benim yazdıklarım ve etraftan topladıklarım sizin ne işinize yarar bilmiyorum ama bu bana büyük tatmin duygusu yaşattı. ve artık paraya kıyıp bir domain alma zamanının geldiğine karar verdim. bu herşeyi kusursuz yapma isteği bana pahalıya patlıyor ama can çıkıyo huy çıkmıyo bildiğiniz gibi. bu bloga uyacak en güzel ismin mecaziyasam olacağına karar verdim ve şu anda bu domainle yazmaya devam ediyorum. Fakat bu domaini alırken atreideis arkadaşıma verdiğim 35lik sözünün bütçesini kullandığım için ondan özür diliyorum. En yakın zamanda o projeyi de gerçekleştireceğimizin sözünü de buradan tekrarlıyorum.

seperator

aynı mahalle

bugun sözlükteki arkadaşlarımın bloglarını ziyaret ettim. bazılarına göre çok sosyal bir platform olsa da sözlük, ben biraz olaya fransızım zannımca. çünkü binin üzerinde yazarımızın olduğu bir yerde sanırım insanlarla tanışmak ve kaynaşmak biraz zor oluyor. gerçi sürekli online penceresinde gördüğüm ve entrylerini okuduğum arkadaşlarım sanki aileden gibi oldular benim için. yine de bazen herşeyin yalan olduğunu düşünmüyor değilim. kendi kendime “ırc de zurna kanalına girince gördüğüm bodlardan bu insanların ne farkı var” “aslında yok onların hiçbirisi” diyorum ama birisinin yaptığı bir espri ya da eleştiriyi okuduğumda hiçbir botun buna kadir olmadığını ayıkıyorum. arkadaşlarımın bloglarında da sözlükte olduğu kadar sağlam yazdıklarını gördüm. ve bloga bakarak kişilik analizi yapmanın entrylerle analiz yapmadan daha kolay olduğuna karar verdim. bloglara bakarak sözlükteki değişik fikirlerin izlerini tekrar fark edebilirsiniz. size de bir kaç link yazayım da mutlaka uğrayın bir bakın. zevk alacağınızı garanti ediyorum.

cucurbitulae nin blogu:
http://cucurbitulae.blogspot.com/

psychedelicrescent in blogu:
http://www.aaca.blogspot.com/

witchorexia nervosa nın blogu:
http://zeynothewitch.blogspot.com/

seperator

hayatın kuralları

tarih boyunca hep kaçınılmaz olmuştur ayrılık anları ve de efkarlı.
hiç kimse istemese de yaşamayı. hekes kabullenmiştir bir kere bu oyunun kurallarını.
bize sorulmadı doğmak isteyip istemediğimiz. ya da bu oyun hakkındaki fikirlerimiz.
ama hepimiz bir çarkız evrenin düzeninde.
bize yüklenen sorumulukları ya da toplumun kurallarını görmezden gelme lüksümüz yok.
özgürüz zannettiğimiz bu hayatta. daima sınırda yaşamalıyız kınanmamak için.
Asla geçemeyiz o sınırın ötesine. Daima bizi durduran birileri ya da bişeyler vardır.
Aynı zamanda hiç birimizin yanlış gördüğü noktayı düzeltme ya da bunlara ititraz etme hakkı da yok.
geçsin diye kalbimizdeki içimizdeki sızı alışmayı denemeliyiz bu acımasız düzene bence.
“et tırnaktan ayrılmaz yavrum” derken annelerimiz bize. hayat hiç bir zaman onaylamadı onların bu sözünü.
ve sürekli savurdu zayıf bedenleri. aslında et ile tırnağın ortak bir paydası yoktu bu oyunda.
onları biz gözümüzde birleştirdik. ve bunu yaparak yıkılmayı, hüsrana uğramayı hak ettik.
hasretler kavuşmayla biter ama nice kavuşma yeni ayrılıklara gebedir. ve insan oğlu eğer farkındaysa bu dönüşümün.
yaşayamaz o kavuşma anlarını. yanındakinin gözlerinin içine bakmak varken o anda, korkar yeni ayrılıklardan.
çünkü bu buluşma ne kadar güzel geçerse ardından daha çetin ayrılıklar gelecektir. beklemek daha zor olacaktır.
“korkacak bir şey olmazdı gözlerinde, ölmek onca silah sesinden kaçmasaydı kuş telaşlı ve ürkek” gibi bir şey belki de.
özlemeye alışan bünye için garip şeydir zaten kavuşmak. çünkü alışılmayan daima sarsar insanı. o garip asla o anı yaşayamaz malesef.
aklı ya ayrılık anındadır ya da beklerken yaşadığı zorluklarda. tek ümidi bir ayrılık hediyesidir savruluşunu durdurmak, hayatın çarkına gitmeden bir çomak sokmak için.
ama gene yapamaz bunu. çünkü hazırdır zaten herkes onu yadırgamaya bu kurallardan dolayı. işte tam o anda yok olmak ister kişi.
küllerinden yeniden doğma şansı olmadan yok olmak. ve sonsuzlukta çatlak bir ses olarak kalmak. hayatı hiç onaylamayan, asla kabul etmeyen asi bir ses.

seperator