Lale devrinde bir dinazor.

vakityok.jpg

Oraya koyuluş amacını çoktan unutmuş, çünkü uzunca zamandan beri kullanılmamış zil (çan) duvarda sessizce asılı dururken. tren acı acı düdüğünü öttürerek istasyondan ayrılıyor. Bu acı siren sesine vagonların yağa hasret bölümlerinden çıkan tiz bir ses (vagonların ağlaması) eşlik ediyor. fakat vagonlar kendini çabuk toparlıyor daha istasyon henüz geride kalmışken bu tiz gıcırtının yerini ritmik bir ses alıyor. ve tren bir raydan diğerine atlamayı sürdürdüğü sürece bu ses susmayı düşünmüyor gibi görünüyor. Bu olaylarla başlayan günümün nasıl biteceğini (daha doğrusu nasıl geçeceğini) bilseydim eminim o güne dair sorgulayacağım ilk şey “Geçip giden eski, sönük, sıradan günlerin içinde ve kendimi kirlenmiş, yıpranmış, sıradan ayrıca eksik hissederken beni pırıl pırıl bir güne, kurdeleleri üzerinde bir hediyeye, olsa olsa hayal olabilecek unutulmuş mutluluğa götüren trenin gardan neden budenli hüzünlü ayrıldığı” olurdu. Ama bunun tren garlarına özgü bir şeyler olduğunu zannederek ve çok düşünmeyerek çabucak unuttum bu hareket vaktini.
3.ses anlatmaya başlar
Trende kendini koltuğa bıraktığında ilk olarak vagondaki kişileri şööyle bir süzdü. Yol arkadaşlarına dikkat ederdi hep. Ama umduğunu bulamadı vagonda. karşısında bıyıklı amcalar vardı ve tek muhabbert etme şansı olan (kendisinden az önce gazete isteyen) iki genç ve güzel kız daha ilk durak gelir gelmez inmişlerdi. yanındaki arkadaşıyla konuştu biraz. biraz gazete okudu. dışarıyı seyretti. arada bir oturuş pozisyonunu değiştirdi ama kendisini çok sıkıcı bir yolculuğun içinde olmaktan kurtaramıyordu. ilk 2 saatin ardından duyma eşiğini trenin raylar üzerindeki seyrinden kaynaklanan ritmik sesi duymayacak kadar yükseltmişti. fakat trenin sesini artık duymamaya başlamasından dolayı kefasında oluşan boşluğu farklı şeyler doldurdu. birden Korkuları, Kaygıları, ve Sen le karşı karşıya kaldı kendi içinde. -Burdaki Sen kelimesi son günlerdeki sensizlikten yararlanarak kendisine yarattığı farklı bir sendi. bütün sevdiği insanların kolajıydi bir nevi.
Tam uykusunun gelmeye başladığı bir anda. Bu aralar gördüğü değişik, korkulu rüyaları ve rüyasında gördüğü suratları düşündü, normalde hiçkimsenin yüzünü rüyasında göremeyen birisi olarak yaşadığı bu olayları tekrar şaşkınlıkla karşıladı. ve bir de baktı ki bunları düşünürken uykusu kaçmış. Yanındaki uyuyan arkadaşının da yavaş yavaş uyandığını görünce biraz hava almak için dışarı çıkmayı önerdi. iki vagonun birleştiği yere gittiler ve sigara odası olarak kullanılan bu yerde temiz hava alabilmek için kapılardan birisini açıp hem manzarayı seyredip hem de temiz hava aldılar. dağlarda açan çiçeklere bakan ve “galiba bahar geldi” diyen kahramanımıza arkadaşı “bu durum çok tehlikeli aslında. çünkü eğer çiçeklerden sonra bir yağmur yağar ve bu çiçekler dökülürse bir daha açmayacaklar” diye karşılık verdi. bir süre yanlarında sigara içen alamancı amcaların muhabbetini dinlediler ve koltuklarına oturup yolculuğun yarısını bitirmiş olmanın zevkiyle diğer yarısının da tükenmesini beklediler… Stop (burda sahne kararır)

ve tekrar görüntü geldiğinde sahnede izmir’e varış amaçlarını yerine getirmiş olan kahramanlarımız ve son günlerde dayanılmaz olmaya başlayan özlemlerini katletmek için çağırdıkları 2 arkadaşları vardır. Bunlardan birisi kahramanımızın sesini tanıyamamış diğeri de yüzünü tanımamış olan kişilerdir. Ama herşeye rağmen ne kadar çok sevildiklerinin farkındalarmıdır hiçkimse bilemez. Uzun uzun konuşurlar hepsi. çünkü uzuun zamandan beri görüşmüyorlardır hepsi. Kahramanımız konuşacak bişey kalmamış gibi herkesin sustuğu sessiz anlardan birisinde sağına döner ve kabarık saçlı arkadaşına bakar. o da bu sessizlikden rahatsiz bir şekilde baygın baygın sigarasını çıkarır, yakar ve içine çektiği dumanı yavaşça bırakır. bu dumanın kız arkadaşının piyırsinki üzerinden sessizce uçuşunu izleyen kahramanımıza ise “Lale devri çoçuğuyum zannediyordum kendimi ama sanırım artık dinazor kelimesi bile az kalıyor beni anlatmaya” diye düşünmek kalır. Çok değişilmiştir. ama yapılacak hiçbirşey yoktur. engellenemeyen şahane bir göçtür değişim. muhabbet sürerken soluna bakamaz çok fazla. farkettiği en önemli şey kızıla boyalı saçların artık kahverengi ve çok yorgun olduğudur. Ama her iki arkadaşının da gözlerindeki ışık gerçekten tarifsiz bir mutluluktur onun için. Bir an bu ışığın oluşmasında kendisinin etkisi olduğunu, dostlarını mutlu ettiğini düşünür ama bu fikir o kadar komik gelir ki gizliden bir kahkaha atar içinden.
ve hiçbir fotografın çekilmediği (bu gizli kamera haricinde) güzel bir gün yine herzamanki gibi ayrılıklarla biter. fakat bu kez sarılmadan veda ederler birbirlerine. kahramanımız artık önemsemiyordur böyle şeyleri. çünkü artık hayatı değiştirmek için uğraşmaktan yorulmuş ve eksik kalma korkusunu ise geri dönüşüme göndermeden silmiştir. Aşırı doz almış bir müptelanın suratındaki gülümseme ve bedenindeki yorgunlukla kendini otobüse atar.
hoşçakal izmir.
hoşçakalın şekerler.

  • savanoraaa

    bende o ilk görüşmede de son ayrılırken de neden sarılmadığımızı düşündüm. öylesine aklımdan geçmişti senınde benım gibi düşündüğünü bilmiyodum.
    evt değişildiğinin bende farkındayım araya bisürü olaylar kişiler giriyo ama insanın herzaman kendini yanında rahat hissedeceği güvenebiliceği birilerinin oldugunu düşünmesi aklının bi köşesinde bunun böle olması insanı mutlu ediyo rahatlatıyo.kendine iyi bak talatım gene beklerim. sesini tanıyamasamda sen benım için değerlisin:)

  • savanoraaa

    bende o ilk görüşmede de son ayrılırken de neden sarılmadığımızı düşündüm. öylesine aklımdan geçmişti senınde benım gibi düşündüğünü bilmiyodum.
    evt değişildiğinin bende farkındayım araya bisürü olaylar kişiler giriyo ama insanın herzaman kendini yanında rahat hissedeceği güvenebiliceği birilerinin oldugunu düşünmesi aklının bi köşesinde bunun böle olması insanı mutlu ediyo rahatlatıyo.kendine iyi bak talatım gene beklerim. sesini tanıyamasamda sen benım için değerlisin:)

  • http://www.mecaziyasam.com/ silentrebel

    hayatta herşeyin bir sebebi vardır cnm. hiçbişi tesadüf değil biliyorsun. ilerde hanımeli diye bir yazı yazıp altına da “rafet el roman – hanımeli” parçasını koymayı düşünüyorum. belki o yazıyı sana itaaf ederim.

    “Ben ipek böceği sense hanımeli
    Öğrendim uzaktan seni sevmeyi
    Ben razıyım bu rüzgarla gitmeye
    Dokunmasam da seni hissitmeye”

    ogünkü gibi…

  • http://www.mecaziyasam.com silentrebel

    hayatta herşeyin bir sebebi vardır cnm. hiçbişi tesadüf değil biliyorsun. ilerde hanımeli diye bir yazı yazıp altına da “rafet el roman – hanımeli” parçasını koymayı düşünüyorum. belki o yazıyı sana itaaf ederim.

    “Ben ipek böceği sense hanımeli
    Öğrendim uzaktan seni sevmeyi
    Ben razıyım bu rüzgarla gitmeye
    Dokunmasam da seni hissitmeye”

    ogünkü gibi…

  • nesn_ne__

    çok güzel bi yazıydı.
    bunu yaşamış olman yazıyı daha da güzel yapıyo.
    bende bu aralar bu durumdayım sanırım. :)
    hayatımda bazı şeyleri değiştirmeyi veya bazı şeyleri kaybetmemek için uğraşmayı bırakmış durumdayım.
    bende bedenimdeki yorgunlukla kendimi otobüse atıp buralardan uzaklaşmak istiyorum galiba…

  • nesn_ne__

    çok güzel bi yazıydı.
    bunu yaşamış olman yazıyı daha da güzel yapıyo.
    bende bu aralar bu durumdayım sanırım. :)
    hayatımda bazı şeyleri değiştirmeyi veya bazı şeyleri kaybetmemek için uğraşmayı bırakmış durumdayım.
    bende bedenimdeki yorgunlukla kendimi otobüse atıp buralardan uzaklaşmak istiyorum galiba…