
Dağınıksın, Dağınığım.. herkesin farklı hayatları, faklı güç aldığı dayanakları ve farklı hayal kırıklıkları var. yaşanan zamanlarsa hep aynı. 24 saatin, 365 günün içinde aynı yüzyılda ortak verdiğimiz bir çaba hayat. oysa nasıl bişeyse kuralları bu oyunun hiç beceremiyoruz gerekeni yapmayı. hep bi eksiklikler, hep bi yanlışlıklar asıyor suratımızı.
Dağınığım çünkü beceremedim bu oyunu. Vaktiyle beni çok iyi tanımış dostlarımdan duyuyorum “Abi sen noldun?” gibi sözler. Kimisi imrenerek, kimisi ise kınayıp-eleÅŸtirerek söylüyorlar aynı cümleyi. o anlarda şüpheye düşüyorum yaÅŸadığımız dünyanın aynı olduÄŸuna. cevap ise devrilen kadehlerin ardından geliyor. “aslında aynı sorunları bende yaÅŸadım-yaşıyorum abi” diyor karşımdaki. herkesin yaÅŸadıkları benzer. herkese acımasız bu hayat fakat dayanma sınırı farklı insanoÄŸlunun. bu benim hayatım olamaz diye düşünmeye baÅŸladığımdan sonradır dağınıklık zamanlarım. ve alıştıktan sonra bu tortuya bu pisliÄŸe gerek görmüyorum tekrar geçmiÅŸin muhasebesini yapmaya. muhasebe de bile ocak demek yeni mali yıl demektir. hayatta neden böyle olmasın ki?
Dağınıksın, tahmin ediyorum ki sende zorlanıyorsun adaletsiz gördüğün hayatın ummadığın anlarda sana adaletsizce yüklenmesine. Beni saÄŸdan vuran aynı hayat sana soldan yükleniyor. ikimizin tepkisi ise aynı. “take it easy man” farklı ortamlarda aynı koÅŸullarda, aynı dört duvarlar arasında döküyoruz içimizi dost bildiklerimize. içtiÄŸimiz içkilerin fiyatlarını saymazsak aynı bileÅŸimlerden güç alıp ısıtıyoruz içimizi. bir an geliyor, konuÅŸamıyor düşüncelere dalıyorsun sende. “çılgın bediÅŸmisin be kızım” derken ötekileri. bi an-ıl geliyor “bebiÅŸim” deyip çekiyor seni sıkıştığın yerden.
Her ne olursan ol. iki gerçek var:
1-her piç kendini bu hayattan çekip çıkaracak bir kadın bekler
2-hiçbir kadın bu dünyaya bi piçi kurtarmak için gelmemiştir.(h.günday)
şöyle bişeydir arızalı arkadaşlık. her telefonda, her mesajda karşıdaki helecan olur ve yüreği hoplar beklediği kişi bişey söyleyecek diye. ama söylenenler hiç anlaşılmaz. altyazısız yabancı film nasıl sararsa insanı böyle arkadaşlıklar da öyle alışkanlık yapar. herkes zekasını gösterip tahmin etmeye çalışır bi sonraki sahneyi. ama içlerinden en zekisi senarist oldugundan çoğunlukla başarısız sonuçlanır bu denemeler. hal böyle olunca da beklentisiz beklemekten başka çaresi kalmaz insanın.
Insanın hangi olayı genelleyip yaşam felsefesi yapacağı çok önemli. yüzlerce iyi ve kötü andan hangisini seçip kılavuz niyetine kullanacağı ilerleyen günlerinde çok önemli. kopmadan devam etmek için doğru seçimler yapmak çok önemli.
parça parça herÅŸeye kini olan, herÅŸeyden az biraz nefret eden insanlar olarak bu özlem olayını ismimizin “kinyas”ın neresine sıgdıracak olduÄŸumuzu bilemesem de bende çok özlüyorum bazı ÅŸeyleri. özellikle de kaybettiklerimizi. ayranı, yarım ekmeÄŸi, utangaçlığı, konuÅŸmayan-konuÅŸamayanları, kahveyi, ince bellide gelen çayları, beklerken okunan gazeteleri, fincanı, mantıyı, toy yeÅŸilleri, pazarda çilek-simit görünce yaÅŸanan ızdırabı, ucuza tekila veren ilhamiyi, age of ta yenilmeyi, zafer mah. 6 numarayı, yaktıklarımı, yırttıklarımı, sildiklerimi, pembe valizleri ve ayrandan midesi bulanan metro turizm yolcularını..
Sevindim lan.
“Kaybettin, kazanırken!” cümlesi nasıl üzdüyse, 150 gün nasıl üzdüyse, “içkiye benzer biÅŸey” de o kadar sevindirdi. Belli etmedim. belli etmememeye çalıştım ama artık kimse benim yüzümden kırılsın istemiyorum. hepten de buna çabalıyorum. sebep olduÄŸum bütün üzüntülerden çok piÅŸmanım.
Bazı geceler vardır insanın ömründe: aydınlık başlar karanlık biter,
Bazılarınınsa sabahı delicesine aydınlıktır. Sabahlarınız aydın olsun..
bu kadarı bile yetti.







