Korkuyorum Anne !


Durup düşünmek gerekiyor bazen hayatta. Herşeyi daha iyi anlamak için, devamlı tekrarladığınız yanlışların sebeplerini görmek için, sizin göremeyip başkalarının sürekli takılıp kaldığı durumları fark edebilmek için, gerektiğinde kendinizi yargılamak ve sahip olduğun değer yargılarını eleştirebilmek için, hatta “yanlış yaptım” diyebilmek için durup sakin bir şekilde düşünmeye ihtiyacımız var.
Hergünün bayram olması, bütün işlerimizin rast gitmesi tabi ki imkansız lakin herkesin tutunamadığı bir alan, beceremediği bir iş oluyor diye düşünüyorum hayatta. Bazıları şarkı söylemeyi beceremez bazıları da yemek yapmayı. Eğer beceriksizliğiniz böyle şeylerle sınırlıysa gerçekten hiçbir sorun yok. Ama mutlu olmayı beceremeyen bir kitle de var toplumumuz içinde. Esas önemsenmesi gereken de bu grup. “İçine benim karıştığım şey güzel bitmez. ben yıkmakta ustayım, yapmakta değil” diyen birisi ile ilk karşılaştığımda şaşırmaktan fazlasını yaşamıştım. belki samimi bile bulmamıştım bu açıklamayı. anlayamamıştım. ama oluyormuş. gün geliyormuş insan lanetlendiğini bile hissedebiliyormuş. başının üstünde gezen kara bulutu güneşi engellediği için sevmeye çalışmaktan vazgeçiyor ve gerçekle yüzyüze geliyormuş. önceleri yakındığı, hergün beraber olduğu ama değerini bilmediği güneşini özlüyormuş umutsuz bir şekilde hep o buluta bakınca.
Hayat çeşitlidir, değişkendir, aynı olayların yaşanması zordur derler ama ben isimlerden başka değişen birşey görmüyorum bazen çevreme baktığımda. Hep aynı terkedişler, hep aynı sebepler.
“Bir ilişki ne zaman değişir ve nasıl anlarsınız bu değişimi.” başlığını düşünüyorum bu günlerde. Sanırım birçok ilişki, birçok sevgi uzaklar yüzünden bitiyor. zaman ve mesafeler yani. hemde ne kadar uzak olduğu hiç önemli değil. en ufağı bile en büyük sevgileri bitirebiliyor. Tükenen sevgiyi görmek için en kolay yol ise karşımızdakinin gözlerine bakmak. Bir zamanlar mutluluğun coşkusunu gördüğünüz yerde sadece anlaşılmaz, mat bi renk görürseniz ne demek istediğimi anlarsınız.
Ola ki dikkat etmediniz ve görmediniz bahsettiğim mat rengi endişeye gerek yok çünkü zehir gibi açıklamalar ilk habercisidir değişen mevsimin. Güz yaprakları gibi dökülür sözler bir zamanlar sevmeye doyamadığınız dudaklardan. belki “Güzeldi, ama bu kadarmış. Bitti!” der karşınızdaki, belki de “Olamazdı, çünkü SENsin karşımdaki” der. Hanginizin içinize oturacağı ve zihninize mıhalanacağı tamamen kişisel beğeninize kalmıştır. Ama sonuçta giden gider, güzel günler biter.
Sonrasında ne olur diye merak eden olursa tek kelime ile özetlenebilir. “Korku” gelir tüm bunların ardından. Birisinin elini tutmaktan, saçının rüzgarda dalgalanışını seyretmekten, hissetmekten, kendine itiraf etmekten korkar kahramanımız. Her gidişin ardından aynı sözü tekrarlar içinden “Alışmak yok hiçkimseye” O kapının önüne kadar git, ama içeriye girme, alışma, yaşa ve gerektiğinde arkanı dönüp gidebil. Çünkü o hikayenin kahramanı olacak kişilerden birisi SENsin. yukarıda sorun olarak bahsettiğimiz SEN. ve sen olduğun sürece o ikiliden birisi, güzel hiçbirşey olmaz.
Değişen nedir ve nasıl insanlar birbirlerine yabancılaşırlar bilemiyorum. ama an gelir, herzaman dediğim “imkansız diye birşey yok” sözü dahil bütün yaşananlar da yalan gelebilir insana. İşte yazının başında da dediğim gibi bu noktada oturup düşünmeli insanlar. Hem de daha önce hiç düşünmedikleri birşeyi. Belki gitmeyi, belki de …