kapalı kapılar

kapalı
Aynı kapının önündeyim yine…
daha önceleri çok kez önünde beklediğim, sabahladığım o kapı işte. herzamanki gibi hafif aralıklı duruyor. aralığından ışık sızıyor yine. bir an hiçbişeyin değişmediğini düşünüyorum. sanki burda “değişmeyen tek şey değişim” değil. şu anda zararsız gibi görünen ışığın bana verdiği gizli mesajı anlayıp gülümsüyorum. şimdi belki ihtiyacım yok ama içeriye girince mutlaka bir güneş gözlüğüne ihtiyaç duyacağımı fısıldıyor kulağıma. ayrıca bu sözlerle birlikte birsürü şen-şakrak cıvıltılar da geliyor içerden kulaklarıma. evet diyorum herşey eskisi gibi. tam bıraktığım halde kalmışlar sanki yıllar sonra tarihi eser olmaya kararlı -ve bu yüzden değişemeyen- bir obje gibi. hemen içerisini hayal ediyorum 2snyede. biliyorum içede beni nelerin beklediğini çünkü sadece beklemedim zaman içinde bu kapının önünde bir-iki kez içeriye girdiğim de oldu.
Beklerken içerdekilere söyleyecek sözler buluyorum kafamda. sıradan basit diyaloglar hazırlıyorum her bedene uyabilecek. ve çalıyorum kapıyı. zili değil ama, zil kullanmaktan hoşlanmam ben. içerden gelen sesleri duymama rağmen açılmıyor kapı. içerde birisinin olduğunu biliyorum ama açmıyorlar. uzatıp elimi kapı koluna yükleniyorum açmak için kapıyı ama bir zincir takılı kapıda. bu zinciri farklı yerlerde gördüm ben. bir bir hatırlıyorum hepsini. duygusal bişey bu. duygusal bir günah. ve günahın örttüğü kapılar. o zaman yukarılarda yazdıklarımın bir satırında yanıldığımı fark ediyorum. içerde birisi yok. içerde birileri var.
herşey eskisi gibi görünse de kapıda aşkın zinciri var.