just a little faith

herşey için, birazcık inanç!
Dini ve onun dogmatikliğini, sürekli kullanılışını hatta etrafı siyah(çarşaflar)a boyamasını eleştiren insanlardan olmuşumdur daima. ama bazen çok sevdiğim yanlarda bulabiliyorum dinde. -hatta bazenden daha fazla.
çünkü din insanı dünyadan alıp(tamamen değil) daha manevi bir noktaya yönlendiriyo. inanç dünyasına. bu da iyi birşey çünkü maddi dünyadaki sahip olduklarımızı kolay bir şekilde elimizden alabilirler ama maneviyatımıza dokunmaları biraz zor olur. Bu kanıya izlediğim The Lost Room adlı diziden vardım. o dizide bazı insanların elinde mistik güçleri olan objeler var ve hemen hemen hepsi bu objeleri birisi ellerinden aldığında -başkasına vermek zorunda olduklarında- çocuklar gibi ağladılar ve karşısındaki kişiye yavardılar “N’lur onu benden alma. O benim sahip olduğum tek şey” diye.
Bir şeyi hayatındaki en değerli şey haline getirip. sonra da onun elinden alınmasını için acıyarak seyretmek çok kötü. O yüzden eğerbişeylere çok değer vereceksek bunları soyut şeylerden seçmek bence daha mantıklı. Mesela paramız pulumuz olmayabilir ama Masumiyetimizi kaybetmemeliyiz, inancımızı kaybetmemeliyiz. birgün elimizde hiçbirşey kalmadığında onlar bizim sahip olduğumuz son şey olsun diye onları sona saklamalıyız hep.
ben bu sona saklanması gereken duygular arasına arkadaşlığı da koydum kendi hayat felsefemde. ve arkadaşlarımı dostlarımı kaybetmemek için hep çabaladım. Çoğu zaman bir grubun elemanı olan ve diğer arkadaş çevrelerindeki kişileri tanımaktan mahrum kalan insanlardan olmak yerine hiçbir grubu(samimi arkadaş çevresi, kanki vb.) olmayan ama herkesle de iyi geçinen herkes tarafından da sevilen birisi olmayı seçtim. belki de bu yüzden kendime yapılan birçok aksiliğe, sinir bozucu olaya, hatta gruruma dokunan bazı şeylere tahammül ettim. ve onun için beni üzseler bile o kişilerin arkadaşlıklarına inandım.
Kayra’ya da inandım. onun yüzünden bir zamanlar üzülmüş olsam da. bana tokat gibi gelen sözler onun ağzından çıkmış olsa da hep inandım ben ona ve arkadaşlığına. çünkü onda bende olan ortak bi yan vardı. kendi içimde de sık sık gördüğüm bi şey. belki de bana düşman olmasını istemeyeceğim zeki bir kişiydi o. ama bunun gerçek bir yanı varsa da çok düşük olmalı çünkü ben arkadaşlığın mutualist bir oluşum olduğunu düşünen ve yanıma geldiğinde kendi anlatmak yerine dinlemeyi tercih eden, belki kendisini rahatlamam için kullanmama göz yuman kıza minnettarlığımdan dolayı silemiyorum muhtemelen onu. aklımdan fıkralar geçmese de yüzüme gülümsemenin sıcaklığı dağılıyor sessiz dakikalarda. ve iyi bir dostu görmek nasıl rahatlatırsa beni de öyle rahatlatıyor onunla geçen bir çay ve bir kahve içimlik zaman. sanırım kuzenimin ondan “senin ki” diye bahsetmesi ve benim kırdığım bir pot dışında kötü bi olay olmuyor başka ve buluştuğumuz anki gibi arkadaşça ayrılıyoruz. sanal sevgiler yaşayan gerçek kızla. just a little faith diyorum kendime filmde(the lost room) olan tarak nesnesinin(zamanı kısa süreli durduran bir obje) gerçek olabileceğini düşünerek. ve konuşma esnasında onun çilek olarak hissettirdiği anları durdurduğumda ne kadar güzel olabileceğini düşünerek saçmalıyorum kendi kafamda.

  • http://mavinefes.com/ mavinefes

    2008 yılında en güzel günler sen sevdiklerinle olsun mutlu yıllar

  • http://mavinefes.com mavinefes

    2008 yılında en güzel günler sen sevdiklerinle olsun mutlu yıllar