itici güç


bazen yazılarımın taslak hallerini arkadaşlarımla paylaşıyorum. yazı tam anlamıyla doğmadan fikir aşamasındayken de olabiliyor, kafamda bitirmiş ama henüz kaleme almamış olduğum anlarda da olabiliyor. Onlara ne düşündüklerini soruyorum. “Böyle bişey için gerçekten yazmaya değer mi” diyorum mesela. Yada “Saçma mı düşünüyorum yoksa?” diye soruyorum. Bazen de yazılarım için görsel toplarken onlar bana soruyor “Napıyorsun? Ne için uğraşıyorsun? Amacın ne senin?” gibi şeyler. Sanırım yukarıdaki fotoğrafı çekerken böyle bir durum gerçekleşmiş ve bir dostumla paylaşmışım bu fotoyu kullanıp yazmak istediklerimi. Bu bayramda görüştüğümüzde dedi ben senin o yazını bekliyorum diye. Şaşırdım.
Aslında hep aklımda bu taslak. Nar mevsimi boyunca (geçen ay) manavın önünden her geçtiğimde de aklımda oldu. Hep amca bana bi kilo nar çek deyip evde onları afiyetle yedikten sonra yazmak istedim ama. Ve o nar kasaları her gün azaldı. Fiyatları hergün yükseldi. Sonuç bir eksiklik daha oldu. Bir yapılamayan ve başka mevsimlere ertelenen plan oldu. Okula, arkadaşlara yada çarşıda herhangi bir yere giderken önünden geçtiğim manavın önünden hiç uygun bir saatte evime doğru geçmedim. Yada aklıma gelmedi eve doğru geçerken. Herneyse.
Yazının bu paragrafına kadarını dün yazdım. Misafirliğe gelen arkadaşlarımdan dolayı yarım kaldı. Odama gelip ekrana bakan arkadaşımın ilk sözü de şu oldu “Hayrola, birisi nar hakkında felsefe mi yapmış?” Bende güldüm. Demek ki herkese söylemişim yazımın başlığını. Zamanında yazsaydım aynen yukarıdaki gibi olacaktı bu yazının başlığı.
Ben çok seviyorum Narı. Hatta hakkında araştırma yapmış bişeyler bile indirmiştim size bir kaç teknik bilgi vermek için. Ama şimdi nerde olduklarını bilmiyorum. Aramak da istemiyorum. Muhtemelen bir önceki formatta silinmişlerdir.
Demek istediğim şey ise şuydu: Ben insanlara ve insan ilişkilerine benzetiyorum narın yapısını. Dışları kabuk bağlamış, nasırlaşmış olsa da hep pazarlamaya çalışan insanlar tarafından hafif yağlı bir bezle parlatılıyor. Içlerinin nasıl olduğu hakkında pek tutarlı bir fikriniz olmuyor. Ancak dalından koparıp yada parayla satın alıp içini açtığınızda görüyorsunuz gerçeği. Bazen hoşunuza gidiyor gördükleriniz bazen hayal kırıklığına uğruyorsunuz. Karşınıza ufacık, kıpkırmızı, lezzetli, biraz ekşi güzel meyveler de çıkabiliyor; daha olgunlaşmamış, bembeyaz, tatsız, vasıfsız, hamlıklar ve toyluklar da çıkabiliyor. Tabi en güzel tadı alabilmek için biraz uğraşmanız kabuklarını ve içindeki zarlarını itinayla ayıklamanız gerekiyor. Sabırlı olmanız gerekiyor.
Ben yapamam ama bunları düşünüp birisinin nar hakkında felsefe yapmasını söyleyecektim bikaç ay önce altı üstü. Ama söyleyemedim. Herzamanki gibi geç konuştum. Zamansız konuşabildim sadece.

  • http://www.sehriderya.net/ Hakan Nural

    Çok güzel bir yazı olmuş, keyifle okudum ellerinize sağlık…

  • http://www.sehriderya.net/ Hakan Nural

    Çok güzel bir yazı olmuş, keyifle okudum ellerinize sağlık…

  • http://www.mecaziyasam.com/ silentrebel

    teşekkür ederim. yorum yapmasam da bende sizin blogunuzu takip ediyorum. mecaziyasam’ı bildiğinizi düşünmüyordum.

  • http://www.mecaziyasam.com silentrebel

    teşekkür ederim. yorum yapmasam da bende sizin blogunuzu takip ediyorum. mecaziyasam’ı bildiğinizi düşünmüyordum.