hiçbiryere gitmek için beklemek

havada çok bunaltıcı bir yaz sıcağı olmasına rağmen hiç acelem yokmuş gibi yürüyordum kaldırımda. tam artık yürüyecek halim kalmadığını düşünmeye başladığımda karşıma bir minibüs durağı gelmişti. durakta iki kişi vardı. birisi yaşadığı hayatın onu haddinden fazla yorduğu her halinden belli olan amca diğeri de için için ağlayan gözlerinde aşkın kırık mutluluğunu ve ayrılık gözyaşlarını taşıyan genç kızdı. birsüre çaktırmadan bu iki kahramanı süzerek bekledim o durakta. bu süre içinde birsürü minübüs geçmişti yoldan ama onlar hiçbirisini durdurmak için bir harekette bulunmamışlardı. dayanamayıp sordum amcaya. ‘amcacım sen nereye gideceksin’ diye. amcadan gelen cevap garipti. çünkü o hiçbiyere gitmeyeceği halde o durakta bekliyordu. çünkü yazdı, heryersıcaktı, ve onun evinde oturup berabe vakit geçirebileceği hiçkimsesi yoktu, aynı zamanda dışarıda da beraber çay içip tavla atabilecekleri bir dostu da yoktu… o duraklarda oturuyor, yanınadan geçen insanlarla konuşuyordu. bazen emekli maaşını aldığında binip bir trene nereye gittiğini bileden yolculuk yapıyordu. yani yalnızlığı doya doya yaşıyordu bu ömrünün son deminde.
genç kıza da aynı soruyu sormak istiyordum ama aynı zamanda da biraz tereddüt ediyordum. çünkü o üzgündü ve ağlıyordu. eski aşklar diye bir parça dinliyor, ağlıyordu… aslında eski aşklarına ağlamıyordu. onbeş dakika önce eski aşkı yaptığı kişi için ağlıyordu. oysa bir zamanlar vazgeçilmezim derdi ona ve o kadar çok şey bulurdu ki onda sevilesi. zaten hep bu yüzden zorlaşmıştı bu kaçınılmaz ayrılık. hergün katlanarak artan sevgisinin altında sağlam bir temel olmadığını o da biliyordu, herşeyi görüyordu. ama ümit olduğu sürece vazgeçmek çok zordu. severek ayrılmıştı onlar. ve birdaha tekrarı olmayan bir macera yaşadıklarını bal gibi biliyorlardı. bir dahaki olası dönüş mutlak surette nikah masasından geçecekti. ve buna hiçkimsenin cesareti yetmiyordu. tekrar hıçkırmaya başladı değişen müzikle beraber. bu sefer yaprağın kaderi çalıyordu ve kız daha bir fazla ağlıyordu. çünkü nasıl yaprağın kaderi düşmekse onun gözyaşlarının kaderi de öyleydi. yapraklarla beraber ikisi de süzülüp yavaşça toprağı öpeceklerdi.