Herşeye rağmen güzel değildi.


Neredeyse bir hafta olmuş memlekete döneli. Anca bir hafta sonunda dönebilmişim kendime. Normale dönmeye daha zaman var ama biraz kendime dönüp geçen bir yılın muhasebesini yapıyorum bu günlerde. Aydın’a gittiğimden beri yaşadıklarımı neredeyse hiç yazamadım buraya. O yüzden çok da fazla haberdar değilsiniz gündemimden. Oysa o kadar çok şey yaşadım ki burda yazmak istediğim. Paylaşmak, anlatmak, rahatlamak istediğim o kadar çok şey oldu ki şu bi yıl içerisinde.. Fakat tüm bunlar karşısında yapabildiğim tek şey, lal olup içime kanamak oldu. Anlatamadım. Hala da etkisini yitirmedi bazı olumsuzlukları düşününce içimde yaşadığım rahatsızlık. Yani bırak uzun uzun anlatmayı, düşünmek bile istemiyorum. Ama “zor bir yıl geçirdim” diye özetleyebiliriz tüm bu anlatmak istediklerimi. Dolayısıyla ilk kez kabul ediyorum ki Aydın’da kpss ye hazırlanma ve bu doğrultuda yaptığım tüm planlar kocaman bir hataydı.
Bir yıl Aydın’da yaşamak tam olarak benim yaptığım bir seçim değildi aslında. Biraz mecbur kalmıştım buna. Hazırda tuttuğum bir kaç planım vardı ama bunların abuk sabuk aksiliklerden dolayı iptal olması beni Aydın planına itti. Bu kaçıncı yedek plandı hatırlamıyorum bile. Sadece bir rüzgar esmiş ve beni oraya sürüklemişti. Ben de buna razı oldum. Insan dediğin çırpınmasını bildiği kadar razı olmasını da bilmeli. Daha doğrusu bunlarla mutlu olmasını bilmeli.
Ne alelacele tecilini bozdurup askere koşan arkadaşlarım gibi yaptım, ne de ailesinin dizinin dibinde oturup bişeyler yapmaya çalışanlar gibi.. Dedim ki daha asker için erken, daha doyamadığım bir öğrencilik hayatı var. Ciddi şeyler düşünmek için erkendi bence. Son sene okulu uzatmayı ciddi anlamda düşünmemin bir sebebi de “öğrenci” sıfatını kaybetmekten korkuyor oluşumdu. Bu sene tekrar öss’ye girip farklı bişeyler okuma idealinde olmam da tamamen bununla alakalı. idealist, yada kariyer peşinde falan değilim. sadece birçok ayıbı mazur gösteren öğrenci sıfatını kaybetmek istemiyorum. Evet. Rahatıma düşkünüm. ve rahatımın büyük bir kısmını öğrenci oluşuma borçluydum. Mezun olunca herkes, herşey daha acımasız yükleniyor insana.
Ama “Ah yaşamak var ya!” diye bağırarak bu gibi hayallerin peşinden koşarken bir şeyi hiç fark etmemişim. Yalnızlığımı… Üniversitedeyken arkadaş konusunda bir zorluk çekmemiştim. Kısa zamanda güzel insanlar çıkmıştı karşıma. Zamanla güzel arkadaşlıkları pekiştirmiş, gereksiz ve faydasızlara ise çok geç olmadan son vermiştik. Bazıları bunun şansla alakalı oldugunu belirtseler de ben şimdiye kadar aynı fikirde olmamıştım onlarla. bence insanlara güzel yüzünü gösterenler, aynı şekilde karşılık bulup en güzel muameleyi görürlerdi. hiç bir gülümseme, hiç bir iyilik karşılıksız kalmaz gibi iyimser bir düşüncem vardı. Fakat ben onda da yanılmışım. Eğer bu gibi saf bir inançla insanlara gülücükler dağıtıp iyilik yapıyorsanız muhasebenizi dikkatli yapmalısınız. Çünkü eğer karşınıza içten pazarlıklı ve menfaatçi bir kaç kişi çıkarsa kendinizi çok zor durumlarda bulabilirsiniz.
Benim yaşadığım tam olarak buydu işte. Zaten hayatımın içinde olan rutin sıkıntı ve zorluklarımın üzerine tamamen çevremdeki kişilerin karakter problemlerinin oluşturduğu sorunlar eklenmişti. Iyi niyetlilik ve saflık bir perde olarak gözünün önüne gerilince insanın, hayatınıza kimi soktuğunuzu, aranıza kiminle ne kadar mesafe koydugunuzu sağlıklı olarak göremiyorsunuz. Bir de şansınız yaver gitmez ve hep bu tipte insanlar çıktı mı karşınıza, deyim yerindeyse “ayvayı yersiniz”. An gelir fark edersiniz ki bir ortamda oturuyorsunuz, bırakın keyif almayı nefes bile alamıyorsunuz… ve ordaki herkes terkedilemeyecek kadar yakınınız. zor işte. yukarıda yalnızlık olarak bahsettiğim şey bu. tamam öğrencilik hayatı güzel de bu koşullar altında değil. tek başınayken değil. hele bu duyguyu hissettiğin anda kendini sokaklara atar ve saatlerce gezdiğin caddelerde hiç bir tanıdık göremezsen… insanların, şehrin yabancılığında büyütürsen içindeki yalnızlık duygusunun güçlendirdiği çaresizliği…
Hiç düşünme kaç arkadaşım. Yol yakınken, hala biraz gücün, sağlam bir ruhun ve dudaklarında ufak da olsa bi gülümseme varsa hemen kaç oralardan. Artmayacağının farkındaysan, eksilmemek için kaçmasını öğren. Korkak olmaktan, ezik olmaktan, kahpe olmaktan korkma… Arkanda bırakmasını öğren bazı şeyleri. herkese yüzünü dönüp onlara yüreğini göstermek yerine, gerektiğinde onlara sırtını dönüp seni uzaklaşırken seyretme fırsatını ver.

Dipnot: Bu yazıyı çok önce yazmış ve yayınlayamamıştım. Aslında anlatmak istediğim şey, sürülen hayat ne kadar sefil olursa olsun mutlu olmak için hala yeterli sebep varsa endişelenmeye hiç gerek yok. Asıl korkutucu olan mutluluğun bitmesi, imkanların değil. Bunları anlatmayı planlarken yazı yine kontrolden çıktı fakat sanırım yukarıdaki foto anlatmak istediklerimin birazını özetleyecektir.