Fransa’ya açık mektup

Bu açık mektup, yalnız bu hafta Fransız Parlamentosu’nda demokrasi tarihinin en iptidai ve en tutarsız kanun tekliflerinden birini imzalayacak olan Fransız vekillerine değil, aynı zamanda Fransız diplomatlarına, halkına, daha doğrusu “Fransa”ya yazıldı…
Bu mektubu, Fransız kültürü almış, okullarında okumuş ve Fransa’da yıllardır sergiler açıp her türlü diyaloğu devam ettirmiş bir Türk sanatçısı olarak yazıyorum. Köklü tarihiniz, demokrasiye aydınlanma çağının sonunda hayat veren 1789 devriminiz, Voltaire, Rousseau, Sartre ve Camus gibi büyük düşünürleriniz biz Türkleri de, tüm dünyadaki insanlar gibi etkiledi. Cumhuriyetimizin kurucusu da büyük devrimini gerçekleştirirken en çok Fransız Devrimi’nden esinlendiğini birçok kereler dile getirdi.
Siz edebiyatınızla, filozoflarınızla, yaratıcılığınızla, geçmişi ve geleceği sorgulayan dinamik bakış açılarınızla dünyaya yön vermeye devam eden bir milletsiniz. İşte bu yüzden, perşembe günü parlamentonuzda oylanacak o akıl almaz ortaçağ kılıklı yasa tasarısı bizleri tahmininizden daha çok üzüyor. Burada emin olun haksız yere suçlanmamız ve aramızdaki ilişkilerin kalıcı büyük zararlara uğramasının ötesinde, asırlardır demokratik alt yapısını hayranlıkla izlediğimiz Fransa’nın kendisini düşürdüğü içler acısı durum açısından hem üzgün, hem de kızgınız. Çünkü bu kötülüğü ve ayıbı ne “demokrasi” kavramına, ne Türk-Fransız ilişkilerine, ne de her şeyden önce “Fransa”ya yapma hakkınız var.
Perşembe günü, bir “leke sürülme” olasılığı olduğunu biliyoruz. Ama bu leke, bizim alnımıza değil, sizin alnınıza sürülecek! Çünkü herhalde bilirsiniz ki, hiç kimse yargılanmadığı ve müdafaa hakkı kullanmadığı bir konudan ceza alamaz. Bu evrensel hukuk ilkelerinin, demokrasinin, mantık ve insan haklarının temel maddesidir. Ama siz, ne yazık ki gözünüz körelmiş ve bunları yok sayabiliyorsunuz. Aynı zamanda diyalektik düşünce sistemlerine de ters düşen bu gülünç tavırlarınızla Asteriks’ten (!) ve Montesquieu’den De Gaulle’e kadar tüm atalarınız alay ederler.
Birazcık düşünün, 1915’de her taraftan sıkıştırılmış ve çökmekte olan Osmanlı İmparatorluğu bir bahar sabahı, “Haydi bugün biraz Ermeni keselim” demiş olabilir mi? Asırlardır tüm etnik gruplarla barış içinde yaşayan, İspanya’dan kovulan Musevilere kucak açan, Ermenileri her görevde en yüksek noktalara çıkaran bir ulus bunu neden yapsın? Bize göre, Osmanlı’nın çökmekte olduğunu gören çeşitli Ermeni gruplar, çeteler kanlı bir isyan başlatarak sayısız vatandaşımızı katletti. Osmanlı, en güçsüz anında can havliyle bunları en sert şekilde bastırdı. Yaşanan bir soykırım değil, kötü, kanlı bir savaştı. Başlatan da Osmanlılar değildi. Kökeninde, bir ulusun topraklarını koruması vardı, ırk düşmanlığı değil…
Diyelim ki, bu yorum size göre yanlış. O zaman bunu medenice büyük ve uzun oturumlarda tartışmak tarihçilerin işidir. Bunu engellediğiniz zaman, zaten tüm potansiyel çıkış yollarını da kapatıyorsunuz. Ne çıkış noktası, ne de kanıtlarıyla “Yahudi Soykırımı”yla hiçbir kıyaslaması olmayan bu talihsiz olayların bu şekilde Fransız kamuoyuna sunulabilmesi büyük bir traji-komedidir. Fransız basını bu konuda tek yanlı bir beyin yıkayıcı görevi yürütmüştür.
Bugün siyasilerinizin çoğu seçim kaygısı ile hareket ederek oportünist bir tavırla tarih ve insanlık suçu işleme arifesindeler. 1975’ten 1980’lere kadar sayısız Türk diplomatını alçakça katleden terör örgütü Asala ödüllendirilmek istenircesine, affedilmez hareketle bir ulusu hem toptan suçluyor, hem de ona siyasi şantaj yapmaya devam ediyorsunuz. Şunu bilin ki biz AB’ye girmek için böyle bir iftiraya teslim olacak millet değiliz. Hiç kimse bu kadar gülünç dayatmalarla bize demokrasi dersi vermeye kalkamaz!
Ne bekliyorsunuz? Sizi utandıracak şekillerde Cezayir katliamını mı gündeme taşıyalım? Amerika’ya da Kızılderili katliamı için aynı dayatmayı yapacak mısınız sorusunu mu soralım? Dünya buna benzer hesaplaşmalarla neye benzerdi hiç düşündünüz mü?
Fransa’yı her şeyden önce kendi temel ilkelerini hatırlamaya davet ediyoruz… Geri dönülmez bir suça imza atmayın.

yazan : Bedri Baykan (10Ekim 2006 – Cumhuriyet)