farklı yönlere giden tanıdık simaalardı aşk

gecelerin kısalıp günlerin yeni uzamaya başladığı günlerden birisiydi. saat 22yi bişeyler geçiyordu. ve üç genç şehrin -kendi içine kabul etmediği sanki sırtında bir kamburmuş gibi gördüğü- ücra bir bölümünden merkeze doğru yürüyorlardı. hikayemizin kahramanı bu üç genç içinde en dalgın görüneni ve evden çıkarken montunu almayı unuttuğu için akşam ayazından en çok etkileneniydi. kahramanımız bir adım arkadan yürüyordu ve önündeki iki arkadaşı arasında geçen muhabbete bir türlü katılamıyordu. tam önde konuşulan bir cümle dikkatini çekiyor o da bişeyler söylemek için ağzını açıyor fakat o konuşuncaya kadar öndeki muhabbet çoktan değişmiş oluyordu. sanki hayatı kesik kesik algılıyordu. düşük ramli bir bilgisayardan film seyretmeye benzetti bu olayı içinden ve hafifçe gülümsedi kendikendine. böylece yaklaşık 15 dakika falan yürüdüler. ama henüz gitmeleri gereken yolun yarısına bile varamamışlardı. yürüdükleri kaldırım ancak üç kişinin yanyana yürüyebilecekleri genişlikte olduğu için karşılarından birisi geldiğinde gurup dağılıp gelene yol veriyor ve daha sonra tekrar farklı bir sırayla diziliyordu. karşıdan iki siluet üzerilerine doğru geliyordu ve tam o sırada kahramanımız gurubun en sağındaydı. yani yol verme sırası ondaydı. karşısından gelen kıvırcık saçlı, kısa boylu kişiyi gördü önce ardından da yanındaki boyu neredeyse iki katı kadar olan diğer kişiyi. ikili biraz daha yaklaştı (hikaye artık slowmotion olarak ilerliyordu) ve çağrışım yine herzamanki sırasıyla gerçekleşti. önce dersaneden arkadaşı gizem’e benzetti o kıvırcığı ve saniyeler içinde geçek anlamına kavuştu o yüz. tabi ki gizem değildi. gizemden daha yakın ama bugün gizemden daha uzak birisiydi karşıdan gelen. kız kahramanımızın kendisine yol verdiğini görünce hafifçe gülümseyerek bu jeste karşılık verdi. gülümsemesine tahammülü olmayan montunu evde unuttuğu için akşam ayazını en fazla hisseden kahramanımız ise gözlerini ondan kaçırmak için acemice bir hamle yaptı fakat bu sefer gözleri bu çiftin sıkı sıkıya kenetlenmiş ellerine ilişti. daha iyi bir hamle yapabilirdim diye geçirdi içinden ama pek de önemsemedi bu durumu. ve tam yürümeye devam edecekti ki birden ayaklarını hissetmediğini farketti. yürümüyordu sanki ve arkadaşlarıyla arasındaki mesafe giderek açılıyordu. (slowmotion sonra erer hikaye normal hızıyla ilerlemeye devam eder) arkadaşların eksikliğini farkeden diğer ikisi biraz duraklayıp onun yetişmesini beklerler. bütün hikayenin farkında olan iki dostu kahramanımızın koluna girdiler biraz sonra da “şu anda bu konudaki son yazını yazıyorsun. rahat ol kardeşim!” sözleri döküldü birisinin ağzından. ve haklıydılar. kahramanımız ayaklarında yaşadığı uyuşukluğun az önceki olaydan değil bir gece önce halı sahada şerefine düzenlenen (futbuldan nefret eden biri olması ve halı sahada hiç top koşturmamış olmasına rağmen) maçtan arta kalanlar olduğunu hatırlar. Uçü de gülümser ve karşıda yanan kırmızı ışıga itaat edip yeşili beklerler.
Çünkü bugün ölmek için iyi bir seçim değildir!