Duvarlara çarpmadan kendine dönüş


Ne kadar önyargılarla doluyuz fark ediyormusun? Tonlarca kuralımız var kendi içimizde. Türkan Şoray Kuralları da neymiş? Biz kuralın ta kendisiyiz. Ne kadar çok kalıplara girmişiz. Tarz dediğimiz şey aslında kendi koyup, yine kendimizin yücelttiği önyargılarımız.
Damak zevki olarak ifade ettiğim, genç yaşlardan bu yana yavaş yavaş oluşturduğum kurallarım var. Onu yemem, bunu yemem.. herşeyi yemem ben. Annem sevmez böyle şeyleri. Kızar. “En azından bir kere denemelisin” der yemeği beğenmediğimi söylediğim zamanlarda. Ama insan karşısındakinin sözünü hep sorguluyor da kendi ağzından çıkanları o kadar ince düşünmüyor. Bu düşüncesizliğiyle de hayattan aldığı tadı ciddi anlamda yok ediyor. Baktığımız her yerde duvardan sağlam önyargılar olduğu için, bize hareket alanı kalmıyor.
Bu kendi yarattığımız ve değişmeyen bir sabit olarak gördüğümüz düşüncelerimize o kadar yürekten inanıyoruz ki, hayat suratımıza okkalı bir tokat atmadığı sürece aklımız başımıza gelmiyor. Ancak çaresizliği yaşadığımız anlarda aklımıza geliyor bu kurallarımızı esnetme. Büyük çoğunlukla da yıkılan her tabumuz bize yeni bir mutluluk, hayatın yeni bir tadını sunuyor. Keşfetmek için yaşamak güzel çünkü. Daima değişmek, değişebilmek.
Sert bir duvara çarpmak kadar, içkilerin de faydası oluyor ruhumuzun taşlaşmış kurallarını aşındırmada. Asla şişedeki gibi durmayan içkiler, kimi zaman güzel olaylara da vesile oluyor. Hatta abartıp sarhoş kafayla filozofmuşçasına hayatı sorgulayanlar da gördüm bira şişelerinin gölgelerinde. Örneği çok uzaklarda aramaya da gerek yok. Mesela mahallemizin midyecisinin önünden her geçişimizde “ıyyy insanlar nasıl yer şu midye denen şeyi?” derdik. Oysa haddinden fazla sarhoş olduğumuz bir gün amcanın bütün midyelerini satın almış ve o günden sonra en sağlam müşterileri olmuştuk. Sanki alkolün tabu yıkma gücüyle imtihan edilmiştik. O akşam yediğimiz midyeler çok güzeldi. Muhtemelen o güne kadar burun kıvırdıklarımız da en az onlar kadar güzeldi. Üzüldük! Hayat gerçekten yaşamasını bilene güzel. Yeter ki yüreğinizde yeni bişeyler için her daim cesaret olsun.
Daha önce söylemişimdir ama yine söylüyorum, müzik dinlemeyi çok seviyorum. Tür, sanatçı, dil.. vb. hiç önemli değil. Kulağımdan girip de dokunması gereken yere dokunup beni mest edebiliyorsa tamamdır. Başka şeyi problem etmem. Bunu başarıyla yapabilen ve bir sonraki albümlerini büyük sabırsızlıkla beklediğim birsürü sanatçı da tanıyorum. Ama insan oğlunun aç gözlülüğünden olsa gerek, yeni tınılar keşfetmekten hiç vazgeçemiyorum.
Geçen gün sert birşeyler dinlerken şöyle bir durdum. Ne yapıyorum ben dedim kendime. Müzik denen şey merkezi bile belli olmayan ve her yöne birsürü dal halinde uzanan bir yapıydı. Ucu bucağı, sonu yoktu. O an sadece ileriye değil, biraz da geriye bakmam gerektiğini fark ettim. Çünkü çok önemli kişileri “ben bunu dinlemem” diyerek çizmiştim. Yine önemli bişeyeri atladığımı, görmezden geldiğimi fark ettim. Mahrum kalıyordum.
İlk başlarda Düş Sokağı Sakinlerini de yavan bulurdum ben. Şimdi utanıyorum. Ne zaman tekrar dinleme kararı aldım bilmiyorum ama çok uykusuz gecelerimi onların albümleriyle doldurmuştum. Bir süre sonra kelimeler anlamını yitiriyor, sözler sözlükteki karşılıklarını ifade etmeyi unutuyordu. Sanki oksijen gibi odanın içine dağılan kelimeler, sabırla kendilerini teneffüs etmemi bekliyorlardı. O lise yılları uzakta kalmış olabilir ama düş sokağına olan saygım bakidir. Yine de diğer bazı sanatçılara karşı böyle hoşgörülü davranamamış ve onları önyargılarımın kurbanı olarak uzak tutmuştum kendimden. Kaybeden yine ben olmuşumdur haklısınız ama atomu parçalamaktan da zor bazı şeyler.
Çok yakın bir zamana kadar bu durum Cem Adrian için de geçerliydi. Dinlemezdim. Şimdi last.fm istatistiklerine baktığımda görüyorum ki son altı ayda en fazla dinlediğim sanatçı olmuş. Ve dinlediğim her parçasında acaba daha kaç yeteneği önyargılarım sebebiyle kaçırdığımı düşündürtüyor bana. Özellikle son albümünü çok başarılı bulduğum bu adamı herkese şiddetle tavsiye ederim. Biraz gevşek bir tarzı olabilir ama yeteri kadar zaman ayrıldığında herkes sevilebilir. unuttunuz mu?