Doğum günü yazısı


Çok önceleri planlamıştım bu yazıyı zihnimde. Beynimdeki yazıp yazıp çöpe attığım taslaklar gibi olmayacağını bildiğim bu yazıya her gün bir cümle eklemiştim. Seninle beraber geçirdiğim her gün ayrı bir paragrafa ilham olmuştu. Sana doğum günü hediyesi hazılarken aynı zamanda mutluluklarımı da arşivlediğimi fark ettim sonraları. Bu bloga yazılan iki satır çok önemliydi çünkü benim için. Birsürü hayalin izi olan bu blogda en net sen olmalıydın. Sen ve sana olan aşkım. Sen ve senin adın..
Çünkü en büyük suçlu bu blogdu benim hayatımda. En büyük itirafım bu blogda yazılanlardı. Ilk ayrılığımız bunun yüzündendi bizim. Sana söyleyemediğim sırrım mecazlara kinayelere olan ilgimdi benim. Ama anlatması zordu. Bir bakış açısını başkasına empoze etme zor bir işti. Hafızası zayıf bir insan olarak, sağdan soldan, sokaklardaki birsürü insanlardan, başkalarının hayatlarından topladığım parçaları bir araya getirip kendime bir hayal yarattığımı sana anlatmaya çalışmak zordu. Bunun hastalıklı bir iş olduğunu kabul etmek ise en zoruydu.
Yaşadıklarıma değil ama senden bişeyler saklamama kızdın. Anlatamazdım. Göze alamazdım bazı şeyler için hesap vermeyi. Ben bi hayal kurdum sevgilim. Içinde sen de vardın. Birçok şey vardı. Durdum durdum hayal kurdum ben. Çünkü bu ayıp değildi. Bişeyleri istiyordum ve bunu kendime söylüyorum sürekli. Hatta bunun ardından da “Gün olur hayaller gerçekleşir” diyerek pekiştiriyordum tüm bunları. Ama öyle olmadı. Yani bu benim hayalim değildi. Taslaklarımdaki doğumgünü yazısı bu şekilde değildi.
Sana neden sevgili olmamız gerektiğini açıklarken demiştim ki “Eğer sevgili olursak sabahlarımız bile bi başka olur, hayatımıza anlam gelir..” Bu sözün ne kadar doğru olduğunu ikimiz de bir yıldır yaşayarak onaylıyoruz. Benimle hemfikir olduğum güden beri nerede uyanırsam, ne şekilde uyanırsam uyanayım sabahlar bi başka oldu benim için. Hayatımda sen vardın artık ve günler eskisi gibi boş, eskisi gibi anlamsız geçmiyordu. Bir amacım, bir kaçışım, bir huzurum, bir mutluluğum, bir balım, bir sevgilim yani bir senim vardı.
Mutluydum. bunun güzel bir şans olduğunu biliyordum. Zaten herkes de “o kız sana fazla”, “çok güzel bir çift olmuşsunuz” diyerek beraberliğimizin güzelliğini tarif ediyordu. Ama ben ağzımı pek açmadım. Nazara inandığımdan tarif etmedim, çaktırmadım ayaklarımın yere basmadığını. Birisi fırsat bilip çelme takar diye korktum. Sana bile göstermedim belki de mutluluğumu. Çok seversen çok üzülürsün. derler ya hep. o yüzden çok sevdiğimi göstermekten korkmuşum kaybetmeyeyim diye. Ama gidecek adamı hiçbirşey durduramıyor. Yeter ki bir muavin çıkıp “Istanbul yolcusu kalmasın!” desin. Siz ne kadar ağlasanız, sızlasanız gitme deseniz de faydasız.
Şu andaki halim iyi mi diye sorarsan; “yıkıldım” sevgilim. Yıkığım ama isyanım sana değil. Son gün bana sarılmayışını, kaçarak gidişini, cesaret gösterisi yapar gibi birçok şeyi dile getirmene rağmen sana kötü sözüm yok. Çünkü sen tüm bunlarla meşgulken ben son bikez kokunu duymak, gözlerine bakmak, tenine dokunmakla meşguldüm. Duymadım, görmedim olumsuz hiçbirşeyi.
Nice mutlu anıyı beraber yaşamış iki kişi olarak sana sitemim yok. Lakin anılar peşimi bırakmıyor. Bugünlerde uyanık kaldığım her an kendime ağırım. Neyin bana seni hatırlatacağını tahmin bile edemiyorum. Bu saatten sonra nasıl temizlerim bütün o izleri o da merak konusu. Muhtemelen gücüm yetmez bunu başarmaya. Şunu da biliyorum ki günden güne de aramızdaki uçurum daha da açılıyor. Iki yabancı değil, iki düşman olma yolunda ilerliyoruz. Hayat işte. Bilemiyor insan. Belki de “Bu kadar hayal kurma, kaptırma kendini” derken haklıydın. Ama geç dimi? herşey için çok geç. Tekrar yoluna koymak ve özellikle başka birisi olmak için çok geç.
Yukarıda da söylediğim gibi bu gün için çok söz hazırlamıştım. Ama bunlarla tamamen alakasız şeylerdi. mecaziyasam ve ben gönlünü almak istiyorduk senin. Ama dayanamadık iki hafta daha. olmadı. ve beni bilirsin doğaçlama yapmakta pek başarılı değilimdir. kelimeleri bulamam bazen konuşurken. “bu aksam adres defterınde t harfının oldugu yeri bulup ya çiz yak adımı ya da sessızlık koy yerıne” gibi başkalarının sözlerini kullanarak sana bi mesaj verebilirim ama sana duygularımı, düşüncelerimi ulaştırmam o kadar zor ki bunu kendi sözümle yapamıyorsam başkasının sözüyle hiç yapamam.
Haksız bir ayrılık, saçma bir ayrılık, lanet bir sevgi, ve geçmeyen zaman. Daha ne diyeyim. Bu ayazın ve ızdırabın tadına varmak lazım. Hoşgeldin Hüzün!

ve Iyi ki doğdun sevgilim!

Alışmaya çalışmak diye birşey yok
Alışmak zorundayım
Üzülmemek diye birşey yok
Üzülmem gerek

  • http://profiles.yahoo.com/u/N6SBBTVZ5VSL3LK6TRGJ5O4LTQ kemal

    “o kız sana fazla”

    kamba bunu ben demiştim galiba:) yani iyi bir şey söylemeye çalışmışım.

  • http://www.mecaziyasam.com Talat

    Senin de çok iyi bildiğin gibi insan bazen “doğruyu-yalnışı”, “iyiyi-kötüyü” ayırt edemiyor.
    Bunları sen de yaşadın. Kolay değil hiçbirisi.

  • http://www.tubiletta.com/ yücel

    Geçmiş olsun… Vakti zamanı geldiğinde bir başka aşka yelken açıp, bu günleri hatırlamayacaksın…

  • http://www.mecaziyasam.com Talat

    Tabi zaman geçtikçe bazı şeylerin etkisi elbette azalacaktır. Ama bi gün gelip hatırlamayacağımı, unutuacağımı düşünmüyorum ben.

  • AylinCan :)

    Aşk, fazla bulmaktır.
    Aşk aslında fazladır…

    Gözleri fazla yeşildir, yanınızda geçirdiği her vakit fazla kısa .
    Gülümsemesi fazla güzeldir, sözleri fazla anlamlı..
    Cüzdanında sakladığı çocukluk fotoğrafı fazla şirin, elleri
    fazla sıcaktır.
    Ne Yazık ki fazla kalamayacaktır..
    Bazen onu bile kendinize”fazla” bulduğunuz olur.
    Aşk, fazla olduğunun farkında olmaktır…
    Aşk, fasılasız bir fazlalıktır.

    Koltuk üstlerine tırmanan, tırnaklarını yiyen, plastik topu
    hep komşuların bahçesine kaçan yaramaz bir çocuktur aşk.
    Sadri Alışık’ın ”ben sana bir şey derdim;ama dua et bu film
    o film değil”deyişindeki işmardır.
    Aşk aslında hep ”o film”dir…