diğer yarım

Merhaba gerçek aşk.
Küllenmiş bir yarayı deşmek veya yitirileni özlemek insanın hayatında ne kadar bir değişiklik yapar bilemem ama her ölünün bir güncük bile olsa anılmaya ihtiyacı var bence. Samimiyetle, kalbin derinliklerinden gelen bir anma.
Hatırlamak bir meziyetmi acaba? Her şeyi hafızana silememecesine yazabilmek, ya da unutamamak?
Nedir unutamamak bir hastalık mı?
Belki de bir ödül.
İnsan parçalanıyor bazen. Ve hiç de fark etmiyor eksildiğini. Ta ki acı bir rüzgar yaralarını okşayana kadar. Ve hesaplaşmadan, Son sözünü söylemeden, Eteğindeki taşları dökmeden iyileşmiyor o yaralar. Geçmiyor eksilmişlik duygun.
Hele gidenlerin götürdükleri… Bazen insan o kadar parçalandığını ve savrulduğunu fark ediyor ki, Geriye kalan size hiç benzemiyor. Değişmişsiniz. Ayrı bir kabuk ve ayrı bir vücüt. Hepsi sizden gidenler yüzünden.
Tabi ki hayat sadece eksilmekten ibaret değil insanlar için bir de size eklenenler var.
Bazen sana yakışmayan bir tavır. Bazen asla kabul edemediğin bir alışkanlık. Bazen de sadece bir söz. Hepsi bir parçası olabiliyor insanın. Ama o acılar, o pişmanlıklar, ve hüzün. Geçmek bilmiyor bu tavırlar ve duygular. Bir şarkıda, bir renkte, yaşama hevesiyle dolduğun bir anda çıkıveriyor o ruhundaki hayaletler. Unuttum dediğin kişiler gülümsüyor uzaklardan. Elbette ki hepsi rüya.
Bazen dönüş olmuyor çıkılan yolculuklarda. Ve sonra önce sessiz bir film başlıyor kafanın içinde. Konusu eski anılar. Kahramanı sen. Ama filmin gitgide garipleşiyor. Mesela sesler, sonra da renkler solmaya başlıyor filminde ve yüzler… Sonra daha birçok şey. Gitgide hepsi terk ediyor seni. Kalan sadece yalnızlığın ve dudağında bir tebessüm oluyor. Kaybedenlerin güzündeki yaşama karşı duyulan hırs oluyor bazen güzünde. Ama hiçbir etki hatta zaman bile o duyguyu silemiyor. Yaşanan her şeyin haklı ve güzel olduğunu, Her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu biliyorsun artık. Yaşanabilecek en güzel hayatı yaşadığından hiç kuşkun olmuyor. Unutsan da o günleri, o hikayeleri hatta kahramanlarını ve seslerini unutmadığın bir şey kalıyor aklında: “Sen en güzelini yaşadın.”
Sonra şaşırıyorsun her şeyin bu kadar güzel göründüğüne. Evet her şey çok güzel ve bu bir sır. Büyülü bir şey. Belki de bir şizofreni.
Eksikliğini çektiği şey bir veda oluyor bazen insanın.
ayrılık zor gelmiyor hazır olunca. Sadece hazır olunca. Çünkü insan bir veda sözcüğü düşünüyor içinden çaktırmadan. Mesela “güle güle“ ya da “beni unutma”. Sanırım en iyisi “kendine iyi bak” olmalı. Ve söyleyip son sözünü bitiriyorsun hikayeyi. Hiçbir şey yarım kalmıyor. Sonra alıp ceketini doyasıya yaşayabilirsin özgürlüğünü. Hiç sorunun olmuyor hayatında.
Yeter ki yarım kalmasın hiçbir şeyin. Yarım kalmış bir yazı mesela. Her türlü bitebilir. Ve bu şüphe bu bilinmezlik her zaman insanı rahatsız eder. Çünkü kontol önemli. İpler kendi elinde olmalı senin yaşadığın hayatta.
Bir isim kalıyor aklında hikayenin finalinde ve de tarihler. Tabi ki dudaktaki gülümseme de dahil. Çünkü yaşanabilecek en güzel hayatı senin yaşadığından adın gibi emin oluyorsun bu noktada.
Hiç kimseyi öldür(e)medik. Hayaletler dostumuz oldu. Bize düşün görev saygıyla anmak… “doğum günün kutlu olsun canım, mutlu olsun benim diğer yarım. Ne güzelmiş senle yaşananlar” şarkılar çok şeyi anlatıyor hüzünlenince. En güzelini ben yaşadım. Ama hala eksiğim. Benden bişiler çaldın. Ve kinim sürüyor. Hesaplaşmadan unutmak yok. t.c.