Büyük Buhran Vol:II ?


Son günlerde Amerika’da başlayan ve kaçınılmaz bir şekilde ülkemizi de etkileyen mali kriz “Piyasa ekonomisinin sonu mu geldi?” sorularını sık sık karşımıza çıkarmaya başladı. Iktisatla mecburen ilgilenmek zorunda olan birisi olarak daha bu soruların yanıtlarını tam verebilmiş değilim. Zaten vermek gibi bir çabam da yok. Hele derslerime giren, konuya benden daha hakim hocalarımızın bile sorduğum soruları ağızlarında eveleyip-geveleyip “Hımm tamam. Anladım hocam.” sözünü duyana kadar yaptığı açıklamaları düşünürsem olay hiç de basit gibi görümüyor.
Kimileri dünya ekonomisinin 1929 yılında yaşanan büyük buhrandan bile daha büyük bir krize sürüklendiğini söyleseler de gelecek hakkında yapılan tahminler -birsürü değişkenin olduğu günümüz piyasasında- tahmin olmaktan öte gitmiyor.
Gidişatın ne yönde olacağını tam bilemesek de krizin başlama sebeplerini, nerde yanlış yapıldığını ve niçin alınan önlemlerin tam olarak beklenen etkiyi göstermediğini ve kesin bir çözüm olamadığını biliyoruz. Fatih Özatay’ın radikalden aldığım aşağıdaki yazısında krizin bu güne kadarki seyri çok güzel(özet)
bir biçimde anlatılmış. Merak edenlerin okumasını tavsiye ederim.

Neden alınan önlemler çare olmuyor?

Cumayı cumartesiye bağlayan gece yarısı; saat 1’e yaklaşıyor. Evde arkadaşlar var, sohbet ilerlemiş. Hay Allah, şimdi masadan nasıl kalkıp bilgisayarı açacağım, internete girip o merakla beklediğim açıklamayı okuyacağım.
Dünyanın en büyük yedi ekonomisinin (G-7) merkez bankalarının başkanları ve hazine bakanları toplandılar Washington’da. Dünya merakla bekliyor ne açıklayacaklarını. Acaba ortak bir plan var mı?
Meslek aşkı ağır bastı; açtım interneti.
Açıklamanın daha ilk satırlarını okurken aklıma gelen ilk şey “Haksızlık yapmışsın, yok birbirlerinden farkları!” oldu. Pazartesi günü “Sağ olsun yöneticilerimizÖ Hem ‘gerekeni’ yaparlar, hem de kafamızı yormayalım diye ‘gerekenin’ ne olduğunu açıklamazlar. Neyse, ne gerek var, ‘gerekeni’ gereksiz yere kurcalamaya…” diye başlamışım yazıya. Gece yarısı Washington’dan gelen açıklama da benzer cümleler içeriyordu; ‘gereken yapılacaktı.’
Son aylarda peşi sıra çok sayıda önlem alındı. Ama kanama giderek arttı, tam bir çöküntünün eşiğine geldik. Neden bu önlemler çare olamadı? Ne çare olabilir? Bu soruları yanıtlayabilmek için sorunun özüne inmek gerekiyor. Öyle yapmaya çalışayım…
Öz-1: ABD’de konut fiyatlarında oluşan büyük köpüğün patlamasıyla, konut fiyatları baş aşağıya gitmeye başladı. Satın aldıkları konutları teminat göstererek ipotekli konut kredisi alanlar iki nedenle zor durumda kaldılar. Birincisi, teminatlarının değeri düştü. İkincisi, konut fiyatları artarken konut kredisine gerekli olan teminatın üzerine çıkabiliyordu konutların değeri. Teminatı aşan bu kısmı da teminat göstererek başka krediler alabiliyorlardı.
Konut fiyatları düşmeye başlayınca, özellikle kredi ödeme kabiliyeti daha az olan düşük gelirli gruplar borçlarını ödeyememeye başladı. Borçlar ödenmeyince evlere el konuldu. El koyanların konutları nakde çevirmeleri gerekiyordu. Onlar da konut piyasasına satıcı olarak girince konut fiyatları daha da düştü.
Sağ olsun mali yenilikler; konut kredileri eski usul değil, krediyi açan mali kurumun bilançosunda kredi geri ödenene kadar kalmıyor o kredi. Krediyi açan, konut sahibinden bu alacağını karşılık olarak göstererek tahvil ihraç ediyor. Yani, gidip piyasadan fon topluyor. O fonlarla da yeni kredi açıyor. O tahvilleri alanlar (ipotekli konut kredisine dayalı menkul kıymetleri alanlar) başka menkul kıymetlerle karıştırarak yeni ürünler ihraç ediyorlar tasarruf sahiplerine… Yani, suyunun suyu…
Süreç şu aşamaya geliyor: Konut fiyatları baş aşağı gidiyor-ev alanlar borçlarını geri ödeme güçlüğüne düşüyorlar-bu krediye dayalı tahvilleri ve türevlerini (suyu ve suyunun suyunu ve de suyunun suyunun suyunu) bilançolarında tutan mali kurumların bilançoları bozuluyor. Zira bu tahvillerin piyasa değerleri de baş aşağıya gidiyor.
Öz-2: İşin püf noktasına geldik. Bir mali kurum düşünün. Varlıkları sadece bu tür (sorunlu konut kredilerine dayalı) tahvillerden oluşsun. Yukarıdaki süreç içinde tahvil fiyatları düşmeye başlayınca bu mali kurumun varlıklarının değeri düşüyor. Ama bu mali kurum, bu varlıkları iki yolla edindi. Birincisi piyasadan fon topladı (mevduat diyelim). Yani bir de borcu var. İkincisi kendi sermayesi var. Kısacası şu: Tahvilin değeri (toplam alacağı) = Mevduat borcu + sermayesi. Ya da şöyle belirtebiliriz: Sermayesi, mevduat şeklindeki borcu ile tahvilin değeri arasındaki farka eşit.
Bir mali kurumun sermayesi belli bir düzeyin altına inemez. Eksiye iniyorsa da (borçları varlıklarını aşıyorsa) o mali kurum batak hale düşer. Şimdi ne oldu? Mali kurumun borcu borç. Değeri değişmedi. Zamanı gelince mevduat sahiplerine paraları ödenecek. Ama konut piyasası tepetaklak gidince bu kurumun varlıklarının değeri düştü. Yani, sermayesi tehlike sınırına doğru erimeye başladı. Şimdi hem nakit (likidite) sıkıntısı içinde hem de ve daha önemlisi sermaye zafiyeti içinde.
Öz-3: Bu süreçte, özellikle suyun suyunun suyu şeklindeki karmaşık mali ürünler fiyatlanamıyor. Bunları satıp nakde çevirmek isteseniz hangi fiyattan nakde çevireceğiniz belli değil. Elinizde bir mali varlık var; kağıt parçası muamelesi görüyor. Üstelik hangi mali kurumun bu tür kağıtları taşıdığı bilinmiyor. Dahası, mali kurumların bir kısmı da kendi durumlarını tam bilmiyorlar. Çünkü tam bir ‘mühendislik harikası’ şeklinde tasarlanmış bu ürünler; çok karmaşık bir yapıya sahipler.
Bu olgu, mali kurumlar arasında güven bunalımı yaratıyor. Normal koşullarda bir mali kurum geçici nakit sıkışıklığını gidermek için başka bir mali kurumdan kısa vadeli (gecelik mesela) borç alır. Bankalar arası para piyasalarında olur bu işlemler. İllaki sermaye sorunu olması gerekmez nakit sıkışıklığı için. Bugün A bankası B bankasına para verir. Yarın da verdiği parayı geri alır. Belki iki hafta sonra, bu sefer A bankasının nakit ihtiyacı ortaya çıkar, gider B’den ya da C’den nakit temin eder. Bir faiz karşılığında…
Ama konut piyasasında başlayan bu olumsuz süreçte kimsenin kimseye güveni kalmıyor. Çünkü bilmiyorum ödünç verdiğim parayı yarın geri alıp alamayacağımı. Bu durumda nakit fazlam da olsa, ‘nakdin üzerine yatıyorum’. Sermayesi sağlamda olsalar, nakit ihtiyacı olanlar ‘deli danalar’ gibi bir oraya bir buraya koşturuyorlar. Bankalar arası piyasada faizler anormal yükseliyor. Korkunç bir likidite (nakit) ihtiyacı patlak veriyor.
Öz-4: Zamanla bu üç sorun bir sorun yumağı oluşturuyor. Likidite bulamamam, ya da çok yüksek faizle bulmam bilançomu bozuyor; az biraz sermayeden yemeye başlıyorum… Sermayemin erimesi nakit sıkışıklığımı artırıyor… Bilançom küçülüyor; Türkçesi kredi musluklarını kısmak zorunda kalıyorum; hatta açtığım kredileri geri çağırıyorum, borçlulara bir an önce ödeyin diyorum.
Tam bir kredi daralması yaşanıyor. Konut kredileri iyicene azalıyor. Konut fiyatları tepetaklak düşmeye devam ediyor. Araba satışları azalıyor. Turizm harcamaları düşüyor. Beyaz eşya satışları bıçak gibi kesiliyor. Reel sektörde de sıkıntı had safhaya varıyor. Bu şirketlere kredi açan mali kurumların bilançoları daha da bozuluyor…
Önlemler neden çare olmadı?
Merkez bankalarının kovayla su dökmeleri (likidite sağlamaları) nakit sıkışıklığını gidermek için gerekiyor, ama krizi çözmek için hiçbir şekilde yeterli olmuyor. Öz-3’te anlatılan sorunu çözüyor, ama Öz-1, 2 ve 4’ çare olmuyor çünkü.
Merkez bankalarının faiz indirimi de gerekli, ama o da yeterli olmuyor. Çünkü yine temel sorunlara çare getirmiyor. Mesela Öz-2’deki sorun olduğu yerde duruyor. Öz-3’ü de çözmüyor. Keza, ABD’de kongreden geçen son metnin Öz-2 ile ilgisi olmadığı düşünülüyordu cuma gününe kadar. Şimdi kongrede gerçekleştirilen bir ‘laf oyunu’ (bir soruya verilen cevap sayesinde) ile ABD Hazinesi’nin bankalara sermaye enjekte etme yetkisini almış olabileceği konuşuluyor, neden sonra…
Bir de bu kararların zaman aralıklarıyla ve yangın giderek büyüdükçe panik kararlar şeklinde alındığını düşünün. ABD’nin başka, İngiltere’nin başka, Avro bölgesinin başka telden çaldığını da ekleyin.
İşin çözümü, mali kurumlara ve şirketlere sermaye enjekte etmekten, bankalar arası para piyasasında güveni yeniden sağlayacak şekilde merkez bankalarının (ve hazinelerin) taraf olmasından, batık kurumları sistem dışına çıkarmaktan, konut piyasasını çalıştıracak ve giderek toplam talebi artıracak kararları almaktan geçiyor.

Dipnot: Dolardaki yükselişin devam edeceği konusunda sağlam tüyolar aldım. Paranız varsa bir miktar dolar alsanız iyi edersiniz. Benden söylemesi.