Iyı Eğlenceler Sana.

sen sen ol karşında birisi sana elini uzatmış beklerken, onu umursamaz bir şekilde çevreni seyretmektense biraz empati yapıp onu anla. ve bu beklemenin süresi arttıkça aradaki bağın hassaslaşıp kırılmaya doğru gittiğini görebil. eğer birisine elinizi uzatmış ve onun elinizi sıkmasını bekliyorsanız fakat o bunu yapmadıysa kendi yenilginizi ilan edecek hakem sizsiniz. Çünkü oyunun kurallarını siz koyarsınız o anda. Nasıl tepki vereceğinizi siz belirlersiniz. Hemen elinizi çelip gidedebilirsiniz, kalıp korkularınızla savaşıp hatta iki çift nefret dolu söz sarfedip boşalmış bir şekilde de gidebilirsiniz. Hiç kimse size hesap sormaz. Çünkü bu sizin oyununuzdur ve istediğiniz gibi yenilme şansına sahipsinizdir. Ben sessizce dönüp gitmeyi seçtim bugün. Çünkü karşımda o kadar çocukça bir tavır sergileniyordu ki tahammül edemedim. Bunu sekiz-dokuz aydan beri görmediğim sonra bir hafta içinde üç kez görüp uzunca muhabbet ettiğim bir arkadaşım yapıyordu bana. Üstelik çok güzel sözler söyleyebildiği halde sadece dinleyen çünkü yaşanmış onca güzelliğin üzerine konuşmayı saçma bulan, kendini sevenlere kendini tanıma şansı vermeyen çünkü aşığın gözünün kör olduğunu bilen, gözlerine baktığı insanların kalbini hisseden ama hep güneş gözlükleriyle gezen bir kişiydi bunları yapan. Yanlış yapma lüksünü sonuna kadar kullanan bir insandı o. Ama bu davranışı sergilerken bilmediği bir şey vardı. Eserini sanki bir güneş tutulması izler gibi izlemeliydi o anda. Eşine bir daha hiç rastlayamayacağı yada yıllar sonra rastlayacağı bir güneş tutulması. Kızdım sana hem de çok kızdım. Sonra bu sahneyi kafamda montajlayıp bi güzel eğlendim. Fark ettim ki fon müziği sinemada çok önemli. Sana elimi uzatmış beklerken çaldı önce. Yani ellerimi tut çünkü batıyorum ve sen ellerimden tutmazsan batıp gideceğim hem de sensiz dedi ordaki çocuk. Ardından Suavi’den “gün olur alır başımı giderim” çaldı ve daha neler neler. Ama sonunda “Sezen Aksu” yu çok seven bu çocuk sahneyi sezenle terk etmeyi seçti. Ve gitti. Saygılarımla.