hayatın tadına varabilmek için paylaşmak gerek galiba. bencillikle bir zevk alınamaz bu işten. herşeyi kendine saklamak.. çevrendekileri yok saymak aptalca birşey. özellikle iletişimin öneminin arttığı günümüzde dünyaya kapılarını kapatmak sonu gelmez bir çaba. (ben de çok anlamıyom ya bu işten..)
bunu gerçekleÅŸtirebilmek için herkesin talebinin farkı olduÄŸnun farkındayım. mesela kimisi alkolün verdiÄŸi güce ihtiyaç duyuyor paylaÅŸmak için, kimiyse bir sevglinin teninin sıcaklığına… hatta paylaÅŸmak için para veren bile var(anladığınız ÅŸeyi kastedmedim ben psikologa gidenlerden bahsediyorum). ama herkesin yaptığı bu kendi içine dönüşü, kabuÄŸuna saklanışı hiç annamıyorum. acılarını yada hüzünlerini belki zayıf görünmek istememelerinden dolayı, hassas noktalarını karşındakilere göstermemek için kendine saklıyor olabilirler ama mutluluklar neden paylaşılmaz. neden sessizce sanki bir günah iÅŸler gibi kıyıda köşede yaÅŸanır?
aslında az da olsa anlıyorum mutlulukları kendimize saklamamızın sebebini. yani çevremizde birsürü sorunla mücadele eden.. gözlerinden hüzün akan insanları görünce onların bizim sevincimizle ilgilenmeyeceÄŸinden, anlattıklarımızın onların canını sıkacağından, hatta bizim için çoook önemli olan bir olayın onların gündeminde hiçbir önem taşımayacağını görmekten korkumuz olabilir bu bencilliÄŸimizin sebebi. herÅŸeye raÄŸmen saygı duyuyorum, “paylaÅŸmayanlar” sizi de seviyorum.
uzaktan seyrediyordu iki sevgiliyi… sık sık onun çalıştığı mekana gelirler, bazen sarmaÅŸ dolaÅŸ saatlerce otururlar bazense kolkola gelir ama bağıra çağıra kavga edip sinirli bir ÅŸekilde ayrılırlardı. dışardan yürümesi imkansız görünen bu iliÅŸkinin nasıl oluyor da hiç zedelenmeden sürüyor olduÄŸuna çok ÅŸaşırırdı o. zamanla daimi müşterisi olmuÅŸlardı kafenin. kadının isteÄŸi hep aynıydı. gelir gelmez bi kahve söylerdi. genellikle süt yada süttozu istemezdi kahvesine. sade ve ÅŸekersiz içerdi. adam ise hep deÄŸiÅŸtirirdi sipariÅŸini. kafası gibi istekleri de hep karışık olurdu. bazen “aa ben bunu mu istedim” der, kendisi bile ÅŸaşırıdı isteklerine. kadın boyundan büyük sigarayı ejderha nefesi ile çalışan çakmağıyla yakar ifadesiz bir ÅŸekilde dinlerdi karşısındakinin annattıklarını. adam ise hep aynı heyecanla biÅŸeyler söylerdi ona. yerinde duramazdı anlatırken. elleri, kolları, bacakları sürekli hareket ederdi.. tüm bunlar olurken çok konuÅŸmayan, halinden memnun gibi görünmeyen kadını nefretle seyrederdi bizim garson. içinden onu dövmek, öldürmek gelirdi. ama onlar bu ÅŸekilde mutluydular. çünkü kadın adama dudaklarını vermiÅŸti, kadın adama ellerini vermiÅŸti, ayrıca yine o kadın sevgisini ve kalbini vermiÅŸti karşısındaki adama. tabi ki bu paylaşım karşılıklıydı adam da ona biÅŸeyler vermiÅŸti ama (o bölümü tam olarak hatırlayamıyorum) garson için önemli olan kadındı. Sadece onu seyreder, onu önemserdi. ve bu aÅŸkın üçüncü kiÅŸisi olması kaçınılmazdı zamanla. onunla hiçbiÅŸey paylaÅŸmasa da sevmiÅŸti o mechul kadını. kendini beÄŸenmiÅŸliÄŸi deÄŸildi tabi ki hoÅŸuna giden ama neyin kendisini ona çektiÄŸini de hiç anlayamamıştı…
uzun zaman ikisini de görmedi. uÄŸramıyorlardı artık o mekana. dedim gibi hiçbir paylaşım sözkonusu olmasa da o kadın sevilmiÅŸti. düzeltme: aslında bir ÅŸey paylaÅŸmıştı ardında sessiz bıraktığı kahramanımızla… ismini..
Goster ▼
brr








