Aslolan Paylaşmak

nazi.jpghayatın tadına varabilmek için paylaşmak gerek galiba. bencillikle bir zevk alınamaz bu işten. herşeyi kendine saklamak.. çevrendekileri yok saymak aptalca birşey. özellikle iletişimin öneminin arttığı günümüzde dünyaya kapılarını kapatmak sonu gelmez bir çaba. (ben de çok anlamıyom ya bu işten..)
bunu gerçekleştirebilmek için herkesin talebinin farkı olduğnun farkındayım. mesela kimisi alkolün verdiği güce ihtiyaç duyuyor paylaşmak için, kimiyse bir sevglinin teninin sıcaklığına… hatta paylaşmak için para veren bile var(anladığınız şeyi kastedmedim ben psikologa gidenlerden bahsediyorum). ama herkesin yaptığı bu kendi içine dönüşü, kabuğuna saklanışı hiç annamıyorum. acılarını yada hüzünlerini belki zayıf görünmek istememelerinden dolayı, hassas noktalarını karşındakilere göstermemek için kendine saklıyor olabilirler ama mutluluklar neden paylaşılmaz. neden sessizce sanki bir günah işler gibi kıyıda köşede yaşanır?
aslında az da olsa anlıyorum mutlulukları kendimize saklamamızın sebebini. yani çevremizde birsürü sorunla mücadele eden.. gözlerinden hüzün akan insanları görünce onların bizim sevincimizle ilgilenmeyeceğinden, anlattıklarımızın onların canını sıkacağından, hatta bizim için çoook önemli olan bir olayın onların gündeminde hiçbir önem taşımayacağını görmekten korkumuz olabilir bu bencilliğimizin sebebi. herşeye rağmen saygı duyuyorum, “paylaşmayanlar” sizi de seviyorum.

* * *

uzaktan seyrediyordu iki sevgiliyi… sık sık onun çalıştığı mekana gelirler, bazen sarmaş dolaş saatlerce otururlar bazense kolkola gelir ama bağıra çağıra kavga edip sinirli bir şekilde ayrılırlardı. dışardan yürümesi imkansız görünen bu ilişkinin nasıl oluyor da hiç zedelenmeden sürüyor olduğuna çok şaşırırdı o. zamanla daimi müşterisi olmuşlardı kafenin. kadının isteği hep aynıydı. gelir gelmez bi kahve söylerdi. genellikle süt yada süttozu istemezdi kahvesine. sade ve şekersiz içerdi. adam ise hep değiştirirdi siparişini. kafası gibi istekleri de hep karışık olurdu. bazen “aa ben bunu mu istedim” der, kendisi bile şaşırıdı isteklerine. kadın boyundan büyük sigarayı ejderha nefesi ile çalışan çakmağıyla yakar ifadesiz bir şekilde dinlerdi karşısındakinin annattıklarını. adam ise hep aynı heyecanla bişeyler söylerdi ona. yerinde duramazdı anlatırken. elleri, kolları, bacakları sürekli hareket ederdi.. tüm bunlar olurken çok konuşmayan, halinden memnun gibi görünmeyen kadını nefretle seyrederdi bizim garson. içinden onu dövmek, öldürmek gelirdi. ama onlar bu şekilde mutluydular. çünkü kadın adama dudaklarını vermişti, kadın adama ellerini vermişti, ayrıca yine o kadın sevgisini ve kalbini vermişti karşısındaki adama. tabi ki bu paylaşım karşılıklıydı adam da ona bişeyler vermişti ama (o bölümü tam olarak hatırlayamıyorum) garson için önemli olan kadındı. Sadece onu seyreder, onu önemserdi. ve bu aşkın üçüncü kişisi olması kaçınılmazdı zamanla. onunla hiçbişey paylaşmasa da sevmişti o mechul kadını. kendini beğenmişliği değildi tabi ki hoşuna giden ama neyin kendisini ona çektiğini de hiç anlayamamıştı…
uzun zaman ikisini de görmedi. uğramıyorlardı artık o mekana. dedim gibi hiçbir paylaşım sözkonusu olmasa da o kadın sevilmişti. düzeltme: aslında bir şey paylaşmıştı ardında sessiz bıraktığı kahramanımızla… ismini..
Goster ▼

brr