5 Kelime, 1 Hikaye [mim]

yasasasindevrim.jpg
O bir devrimciydi. ve bütün hayatını inandığı, sahiplendiği idealleri uğruna harcamıştı. bunları yaparken en ufak bir pişmanlık bile duymamıştı. çünkü koşulsuz inanmak, sorgulamadan kabul etmek onun tarzı değildi. zaten bu yüzden hiçbir dinde kendine yer bulamamıştı. onun bir sahibi yoktu. günahlarını dinleyen, önünde diz çöktüğü birisi yoktu. her ne yaptıysa bu hayatta kendi doğruları için yapmıştı. daima muhalefet olmuş, önünde sunulan her düşünceyi derinlemesine incelemiş vardığı sonuçları ise herkesle paylaşmak için düşünmeksizinparalamıştı kendisini. şu anda uğruna savaştığı değerlerin, herşeyden çok sevdiği ülkesinin geldiği durumu düşündüğünde ise zaman zaman “acaba yanlış mı yaptım? herşey bunun içinmiydi?” diye sorular sormak geçmiyor değil içinden. Fakat o herkesten iyi biliyordu Devrimin “ne kadar zor ve sancılı bir süreç” olduğunu. tek dostu köpeğiyle yine bir mayıs gösterilerini izlemişti uzaktan. uzaktan onları süzerken kendisini buluyordu “geleceğini isteyen” birçok gencin gözlerinde. ama joplanan gençleri görmek canını sıktı. bu yüzden evinde olmak istedi. tabi yaşadığı kulübeye ev denirse. hastalıklı vücudu artık eskisi kadar dayanamıyordu dışarıdaki hayata. neyse ki kış artık uzaklara doğru gitmiş yerini baharın renklerine bırakmıştı bile çoktan. romatizmalarını düşünerek hafiften gülümsedi. eve giderken şarap-peynir ve ekmeğini aldığı büfeye askıda ekmek olup olmadığını sordu. bir haftadan beri uygulanmakta olan bu kampanya sayesinde bir tane fazladan ekmek alabiliyordu evine. köpeği ve kendisi için. ekmeklerin karne ile satıldığı o günleri hatırlayınca insanların başkası için ekmek alıp askıya bırakmaları çok büyük bir ilerleme olarak görünüyordu gözüne. evine girdi. içerisi leş gibi sigara kokuyordu. tıpkı ciğerleri gibi… eminim evlerin hastalanma şansı olsaydı onun kulübesi de vücudu gibi dayanmazdı bu kadar tütün etkisine. yatağına uzandı ve bahar havalarının artık eskisinden daha fazla yormaya başladığını düşünmeye başladı. eli radyosuna uzandı.. biraz haber dinlemek istiyordu. ama sanırım kaçırmıştı haber saatini. iki yada üç dakika sonra (gözlerini kapatmış içindeki boşluğu seyrediyordu bu arada kahramanımız) ufak bir sessizliğin ardından cızırtılı trtFm kanalıdan çalmaya başlayan parça saniyeler içinde gözlerinden yaşların dökülmesine sebep oldu. herzamanki gibi müzeyyen senar söylüyor, o da ağlıyordu… “Benzemez kimse sana…” hep böyle olmuştu yıllar boyunca her duyduğunda bu şarkıyı tutamamıştı hiç gözyaşlarını. çünkü bu şarkı onu anlatıyordu. onu ve tek sevdiği kadını… yıllarca süren hüzünlerle süslü “Kırık bir aşk hikayesi”ydi onunkisi. Ne unutabilmişti onu, ne vazgeçebilmişti ondan, ne de elde edebilmişti tek-daimi aşkını… benzetememişti kimseyi ona. benzemiyordu hiçbir bakış onun gözlerinden dökülenlere. birçok kadınla beraber olmuş sayısız fındık kırmıştı gençliğinde onu unutabilmek için. ama hep onu aramıştı yanındaki kadınlarda. yakışıklı – aşık – devrimci bir gençti o bir zamanlar…şimdiyse hiçbirşey. ölümü bekleyen bir yolcuydu artık sanki. bileti kesilmiş peronda anonsun yapılmasını bekliyordu. oysa, oysa o kadar emindi ki ilk kez onu gördüğünde “kendisiyle beraber ölüme meydan okuyabileceği” birisini bulduğuna. yaz günleri açık hava sinemalarında gazoz - simit satarken görmüştü ilk onu. ikisi de birbirinden etkilenmiş. kız onun kitap almak için para kazanmak maksadıyla bu işi yaptığını öğrendiğinde ise daha da bir saygı duymuştu ona. lisedelerdi ikisi de, belki de ortaokulda. ama ne aşklarının büyüklğü ne de devrimci ruhları engelleyebilmişlerdi onun (kızdan bahsediyorum) veremden henüz 21 yaşındayken toprakla buluşmasını. belki de bu yüzden inanmıyordu o tanrıya. annesini daha tanımadan kaybetmiş, babası çıldırmıştı. onun kendisinden başkası olmamıştı. bir de O olmuştu ama sınırlı zaman diliminde. sadece üç beş yıldı hayatta yaşadığını hissettiği zamanlar. yitik zamanlar. bir fotoğrafı bile yoktu onda. sesi ve görüntüsü çoktan silinmişti zihninden. ama yine de hiç kimse benzemiyordu ona… sadece bir beresi vardı ondan kalan. çocukken örmüştü üşümesin diye sevgilisi ona. özlediği zamanlarda onu koklar, hayal ederdi aşkını ama artık sigara dumanındna başka bişey kokmuyordu ufak bere. evinin en güzel yerinde saklamasına rağmen o da nasibini almıştı içerideki oksijensiz ağır havadan. son beş yıldan beri ne bereye, ne de şapkaya gerek duymuyordu. uzun saçları ve sakalı onu herşeyden kamufle ediyor, saklıyor, koruyordu. şarabından bir yudum daha aldı ve artık zamanının geldiğini hissetti. o anons yapılacaktı. tren gelecek ve onu ebedi huzura götürecekti.
bunları düşünürken “tık tık tık diye birisinin mikrofonu kontrol etmek için vurduğunu duydu” ses karşıdaki yeni açılan giyim mağazasından geliyordu. ünlü oryantal nez’in yeni açtığı mayo firması =mayonez= di orası. ve mikrofonu eline alan adamın anonsundan sonra Teoman söylemeye başladı “Sorma neden niçin. Her şey yalnızlıktan. Bak bak bak… Güzel bir gün, Ölmek için…” :=)

Mim detayları: buzcevheri başlatmış, renkliheladan pas gelmiş. ben de yazdım. siz de okuduysanız sorun yok. ne mutlu bize :=) benim kelimelerim: karne, fındık, şapka, mayonez ve gazozdu. elimden bu kadar geldi kusura bakmayın artık.

Pas geliyo dikkat:
pilaki:iğne, virtüöz, baca, bira kapağı, penguen (yeni teman hayırlı olsun bu arada)
wordsofmobius:sızı, yıldız, testere, hükümdar, yeşil