bi an, iki can


hayatı imkansız yapıyoruz. her şeyi çekilmez hale getirmek, bişiyleri zorlaştırmak için o kadar çabalıyoruz ki. hastamıyız hepimiz? zorumuz ne bizim? hayata karşı bu kadar olumsuz olmanın ne kadar tehlikeli sonuçlar doğurabileceğini neden hiç göz önünde bulundurmayız?
aslında her şey çok kolay, çok basit ve kusursuz. kusurlu olan şey insan. kendisini kontrol etmekten haberi olmayan insan.
zor olan ise “beklemek”..
yeterince bekleyince, vadesi gelince o kadar kolay ki herşey. bir yaprağın daldan süzülüşü kadar kolay hem de.. sen de farketmişsindir sonbaharın bir haftada bütün yaprakları nasıl ayağımıza serdiğini. hele ki iç anadolu civarlarında bi sonbaharsa bu. tam da izmir başka mevsimleri yaşarken.. devamini oku »

seperator

Takvimlerden haberin var mı?


geçiyor günler…
Takvim dediğin şey vesiledir dost. Bişeyler için vesile işte. Hep yapmak istediğin, ya da nası yapacağı bilemeyip korkarak yüz çevirdiğin şeyleri tekrar karşına alıp düşünmek için birer vesiledir. Ama boşuna romantik olma. Gücü olan yapar. Sadece ezikler vesile arar. Başka birisine selam verirken gözünü istem dışı kapatan kişiler bekler takvimlerdeki vesileleri. Haftalar önceden düzenlerler ajandalarını. Saatlerini kurmadan asla koymazlar yataklarının başucuna.
“Baka kalırım giden geminin ardından” diyen şairi anlarım da senin yaptığını anlayamam. O andan itibaren hiçbirşeyin aynı olmayacağını bildiğin halde, kalbinde bir yan sessizce her paylaşımınızın önüne son bir kere eklerken. Sonların tükendiği, hiçliğin başladığı anda artık elleriniz yabancı olmuşken. Senin neden bakakaldığını hiç anlayamam. devamini oku »

seperator

Duvarlara çarpmadan kendine dönüş


Ne kadar önyargılarla doluyuz fark ediyormusun? Tonlarca kuralımız var kendi içimizde. Türkan Şoray Kuralları da neymiş? Biz kuralın ta kendisiyiz. Ne kadar çok kalıplara girmişiz. Tarz dediğimiz şey aslında kendi koyup, yine kendimizin yücelttiği önyargılarımız.
Damak zevki olarak ifade ettiğim, genç yaşlardan bu yana yavaş yavaş oluşturduğum kurallarım var. Onu yemem, bunu yemem.. herşeyi yemem ben. Annem sevmez böyle şeyleri. Kızar. “En azından bir kere denemelisin” der yemeği beğenmediğimi söylediğim zamanlarda. Ama insan karşısındakinin sözünü hep sorguluyor da kendi ağzından çıkanları o kadar ince düşünmüyor. Bu düşüncesizliğiyle de hayattan aldığı tadı ciddi anlamda yok ediyor. Baktığımız her yerde duvardan sağlam önyargılar olduğu için, bize hareket alanı kalmıyor. devamini oku »

seperator

tertemiz sayfalar


Nasıl başlarsa öyle gitmiyor işte dostum. 2010 yılı yine ispatı oldu bu durumun. Malesef mi demeliyim, yoksa iyi ki deyip sevinmelimiyim karar veremiyorum. “iyisiyle – kötüsüyle” diye tanımlanabilecek bi yıldı işte. rengarenk değil belki ama siyahla beyazın her tonunu ustalıkla gösterdi bize. hala gökyüzümüzün aydınlık olduğu günler vardı. karanlıklar henüz akıllarda bile yoktu. nereden nerelere diyeceğim bu seneyi düşününce hep. hani çok hızlı giderken virajda savrulursunuz. yavaşş yavaş, herşeyi farkedersiniz ama fizik kuralları dinlemez sizi. siz direksiyonu ne kadar ısrarla çevirseniz de savrulursunuz yolunuzdan uzaklara. çok mutlu giderken de öyle olur bazen. hızlı, mutlu fark etmez. herşeyi anladığınız o kısacık zaman diliminde sadece hayatınız gözünüzün önünden geçer. değiştirmeye gücünüz yetmeyecektir ya son bi bakarsınız yanınızdaki güleç yüze. huzur içinde…

başlangıç:
petrol rengi bir kazak hatırlıyorum ve dokunduğumda parmak uçlarımda bıraktığı hissiyatı… havayla alakası olmayan bi sıcaklık bir de. gözlerine bakınca mı oluyor sadece bilemiyorum. karnımdaki burkulma kusarsam geçer mi diye düşünmekten kendimi alamıyorum. belki bu duyguyu yaşamanı sağlayabilseydim inanırdın içimdekilere. bir hayalse bile benim içimdekiler aynı hayale inanmak mutluluk değil mi? devamini oku »

seperator