birmezuniyetinhikayesi
daha önceki yazılarımdan birisinde, son eğitim yılım olan bu seneye başlarken “sonun başlangıcı” diye bir yazı yazmak istediğimi ama ilk günlerin telaşı içinde yapamadığımı, unuttuğumu söylemiştim. Bu senenin bizim için son olduğunu biliyordum ama diğer arkadaşlarım gibi sonun kısa bir an değil bir süreç olduğunu iddia ediyordum ben. zaten benim dediğim gibi de oldu. hiçkimse anlayamadı o bekledikleri son anın hangisi olduğunu. defalarca ayrıldık birbirimizden, defalarca vedalaştık, son dersler, son sınavlar, son yemeğimiz, son muhabbetimiz, son toplantımız, kep törenimiz, balomuz derken iki hafta içinde defalarca hüzünlendik.
İtiraf etmek gerekirse, ben bu sürecin de lisenin son günlerinde olduğu gibi gerçekleşeceğini düşünüyordum ama öyle olmadı. daha zor oldu. Devamini oku ->

20 May 2009  

‘mendil melankolikse kurumasını beklemek aptallıktır’ dedi, adam.
Gözyaşı akar yatağını bulur.
Mevzuubahis değildir her gecenin şeb-i yelda olması; zira hiçbir geçmiş yeterince geçmemiştir.
Saman alevi gibi sevip, saman alevi gibi terk edenleri,
Saman alevi gibi unutarak cezalandırmayı;
Zaman alevinden öğrendi.

Aşk, ateşin oksijene olan tutkusudur.
Aşk, oksijenin yanma korkusudur.

Belki de bu yüzden soluk almak muhteşem,
son nefesi veriyor olmak zor
ve ölüm, en büyük elveda olmuştur.

Devamini oku ->

27 Nis 2009  


Durup düşünmek gerekiyor bazen hayatta. Herşeyi daha iyi anlamak için, devamlı tekrarladığınız yanlışların sebeplerini görmek için, sizin göremeyip başkalarının sürekli takılıp kaldığı durumları fark edebilmek için, gerektiğinde kendinizi yargılamak ve sahip olduğun değer yargılarını eleştirebilmek için, hatta “yanlış yaptım” diyebilmek için durup sakin bir şekilde düşünmeye ihtiyacımız var.
Hergünün bayram olması, bütün işlerimizin rast gitmesi tabi ki imkansız lakin herkesin tutunamadığı bir alan, beceremediği bir iş oluyor diye düşünüyorum hayatta. Bazıları şarkı söylemeyi beceremez bazıları da yemek yapmayı. Eğer beceriksizliğiniz böyle şeylerle sınırlıysa gerçekten hiçbir sorun yok. Ama mutlu olmayı beceremeyen bir kitle de var toplumumuz içinde. Esas önemsenmesi gereken de bu grup. “İçine benim karıştığım şey güzel bitmez. ben yıkmakta ustayım, yapmakta değil” diyen birisi ile ilk karşılaştığımda şaşırmaktan fazlasını yaşamıştım. belki samimi bile bulmamıştım bu açıklamayı. anlayamamıştım. ama oluyormuş. gün geliyormuş insan lanetlendiğini bile hissedebiliyormuş. başının üstünde gezen kara bulutu güneşi engellediği için sevmeye çalışmaktan vazgeçiyor ve gerçekle yüzyüze geliyormuş. önceleri yakındığı, hergün beraber olduğu ama değerini bilmediği güneşini özlüyormuş umutsuz bir şekilde hep o buluta bakınca. Devamini oku ->

24 Nis 2009  


Cevap veremediğim ve geciktirdiğim mim paslarından birisi de Umut arkadaşımın gönderdiği. Mimin konusu neden blogladığımızı araştırıyor. Ben bu konuda daha önce birşeyler yazdığımı hatırlıyorum ama şimdi bulamadım o yazıyı. O yüzden yine kısaca bahsetmek istiyorum.
Aslında benim ilk başlardaki blog açma amacım beğendiğim şeyleri paylaşmak istememdi. (Tabi o zamanlar friendfeed yada lifestream araçları o kadar populer değildi.) Bizzat kendim yazmayı düşünmemiştim. çünkü günlük yazarken çok depresif olduğumu biliyor ve bu halimi başkalarıyla paylaşmamayı tercih ediyordum. Ama baktım ki ziyaret eden kişi sayısı çok az, kendi fikirlerimi de yazmaya başladım. Bazen üzüldüm, bazen sevindim, bazen kızdım ve eleştirdim ama hepsini de bu blogda okuyucularımla paylaştım. Çünkü paylaşmak güzel şey. Hele ki internet gibi büyük bir ortamda başkalarının tavsiyeleri, paylaşımları olmadan kaliteli içeriğe ulaşmak zaman alıyor. Bu yüzden insanlara tavsiyelerde bulunmak için blogumu kullandım ve başkalarını takip ederek de çok şeyler öğrendim-keşfettim. Devamini oku ->




        page counter
        Pardus...

      Gelen, Giden.

    bisey