Doğum günü yazısı


Çok önceleri planlamıştım bu yazıyı zihnimde. Beynimdeki yazıp yazıp çöpe attığım taslaklar gibi olmayacağını bildiğim bu yazıya her gün bir cümle eklemiştim. Seninle beraber geçirdiğim her gün ayrı bir paragrafa ilham olmuştu. Sana doğum günü hediyesi hazılarken aynı zamanda mutluluklarımı da arşivlediğimi fark ettim sonraları. Bu bloga yazılan iki satır çok önemliydi çünkü benim için. Birsürü hayalin izi olan bu blogda en net sen olmalıydın. Sen ve sana olan aşkım. Sen ve senin adın..
Çünkü en büyük suçlu bu blogdu benim hayatımda. En büyük itirafım bu blogda yazılanlardı. Ilk ayrılığımız bunun yüzündendi bizim. Sana söyleyemediğim sırrım mecazlara kinayelere olan ilgimdi benim. Ama anlatması zordu. Bir bakış açısını başkasına empoze etme zor bir işti. Hafızası zayıf bir insan olarak, sağdan soldan, sokaklardaki birsürü insanlardan, başkalarının hayatlarından topladığım parçaları bir araya getirip kendime bir hayal yarattığımı sana anlatmaya çalışmak zordu. Bunun hastalıklı bir iş olduğunu kabul etmek ise en zoruydu. devamini oku »

seperator

Kaderimin oyunu vol.2

“Ben bu dünyanın camını çerçevesini kırmak istiyorum. Babamın büstü var içeride, onu da kırmak istiyorum. Ben büstleri değil, insanları seviyorum.”

Yukarıdaki sözler Arat Dink’e ait. Babasının ölüm yıldönümünde söyledi bunları. Yaklaşık iki haftadan beri benim içinde bulundugun durum da farklı sayılmaz. Camı çerçeveyi indirmek istiyorum. Bişeyleri parçalamak istiyorum. Sebepsiz yere birilerinin kalplerini kırmak istiyorum. Çünkü ben de büstleri ve heykelleri sevmiyorum. Hatta fark ettim ki insaları da sevmiyormuşum. Bir kişiyi sevmişim ben. Hatta “her aşkın bir gün biteceği” gerçeğini bildiğimden, onu bile sevememişim. Korka korka, aman alışmayayım, bağlanırsam kötü olur diyerekten hep kaçırmışım gözlerimi gözlerinden.
Boş zamanlarımı dersanenin terasında bir elimde çayla aydın’ın ışıklarını seyrederek geçiriyorum. Sandalyemi kimseye bulaşmak istemezmiş gibi bir köşeye çekmiş olsam da aslında çok istiyorum birisinin gelip “nasılsın?” diye sormasını. Fakat onlar; bazen yapılan her espriye abartılı bir şekilde gülüşümün, bazen de ağzımdan hiçbir kelime salıvermeyişimin bir kişilik özelliği olduğunu zannettikleri için ortada bir sorun göremiyorlar. Beni tanıyanlar ise net bir şekilde görebilir ki şu aralar bişeylerden kaçıyorum. Mutluluk, huzur arıyorum. Neden mi? Çünkü terkedildim ve bu duruma alışmalıyım. devamini oku »

seperator

Bir gün aşklar biter..

Bir gün aşklar biter
hatıralar kalır
kimi seversen sev
hep hatırlatır..

devamini oku »

seperator

Yılbaşı yazısı

yeni yılın ilk haftasını yeni bitirdiğimiz şu saatlerde anca fırsat yaratabildim bi yeni yıl yazısı yazmak için. aslında düşünüp 2009a ait “neler oldu?” listesi yapmak isterdim ama yorgunum. yine de 2009u şöyle bi düşündüğümde babamın yeni yılımı kutlarken söylediği sözler aklıma geliyor ilkin. güzel bi özet yaptı babam telefonda. “2009 ailemize uğurlu gelmedi. inşallah 2010 çok farklı olur” dedi. sonuna kadar haklı bir cümle bu. bundan on yıl sonra geçmişe dönüp düşündüğümde 2009 yılını kesinlikle hatırlıyor olacağım. talihsiz bir seneydi diye bahsedeceğim o anda yanımda olanlara. aksilikler, talihsizlikler, mutsuzluklar, kaybedişler…
herşeye rağmen o kadar hızlı geçti ki bu 12 ay daha birçok hatıram çok canlı zihnimde. mesela geçen yılbaşı, eski evimizde ev arkadaşımla bi başımıza terkedilişimiz, nasılsa birileri bizi planlarına dahil eder deyip plan yapmayıp sonra ortada kalışımız, bu duruma kızıp kendimizi kaybedene kadar sarhoş oluşumuz, sonra tam güzel olduğumuz anda kadim dostum gökhanın bizi çağıran telefonu, çorbacıda feci bir sonla biten gecemiz ve benim o çorbacıya bi süre uğrayamayışım. hepsi çok yakın. sonrasında geçen her ay da çok net hafızamda. çok net ve çok hızlı. devamini oku »

seperator